"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aylar: Eylül 2007

İlk yalnız sahurum

Yok len, melankolik bir yazı yazmayacağım. Aksine, sitcom tadında olacak.

Önce İmsak ile Güneş‘i karıştırdım, sahur Güneş‘te ediliyor sandım. Sonra 4 gibi, yani Ankara‘ya göre İmsak‘tan 53 dakika önce İmsak‘ta sahur etmem gerektiğini kavradım ve hemen en doyurucu besin olan krepten yapmaya başladım.

Su ve unu ekledikten sonra süt olmadığını gördüm, dünyam yıkıldı. Saat 4.15 bu arada. Çabuk toparlanıp içi artık hamur dolu kabı dolaba kaldırdım ve sahanda yumurta yapmaya karar verdim. Buzdolabının önüne bir adet yumurta düşürdüm bu sırada. Onu temizledim, kirli bez hala lavaboda.

Ama o da ne? Yağ da yok lan! Ağlayacaktım yeminle. Saat 4.20 oldu. Buzdolabını karıştırmaya başladım, ne var ne yok baktım. Domates çorbası buldum. Bol bol ekmeğim var (hala var), onu yapmaya karar verdim. Bu sırada mutfaktaki masada duran, içinde biraz su olan bardağı devirdim. Masanın yarısı hala ıslak.

Yapmaya başladım. Efendim paketin arkasında kaynayana kadar ocakta tutmamı, sonra da 10 dakika kısık ateşte pişirmemi söylüyor. Benim o kadar vaktim yok, saat olmuş 4 buçuk! 23 dakika sonra İmsak ve ben ocağa daha yeni koyuyorum yemeği. Şeytan girdi MSN‘e, sahur etmememi söyledi, oruç tutmayacakmışım. Küfredip engelledim şeytanı, ama düşünüyorum hakikaten imkansız gibi yemem.

Bu arada ekmeklere de Pınar Beyaz sürüyorum. Saat 4.35 gibi. Taşma sesini duydum, aynen şu vurguyla küfrettim: “haas…siik…TİİR!” Taşan çorbanın tencerede kalan bir kısmını tabağıma koydum ve içimden küfrederek Pınar Beyaz‘lı ekmeklerimle beraber çorbayı içmeye başladım.

İlk tabağı bitirdiğimde sahura 8 dakika kalmıştı ve ben çok açtım. “Yeter lan!” dedim -ama ünlem olarak dedim- ve ikinci tabaktan vazgeçip etrafı toplamaya başladım. Toplarken ezanı duydum.

Aferin bana, tek başıma sahur bile edemedim!

7 Yorum

Sezercik Yavrum Benim (1971)

Ben bu filmi yerim lan. Bu kadar kötü olup bu kadar iyi duygular hissettiren başka bir filmi geçtim, başka hiçbir şey yok şu hayatta bana göre.

Efendim bu filmi izlemeye dün karar verdim, hatta gaza gelip YouTube gezisi yaptım bir adet – başka yerlere kaydım hafiften fakat yine de Sezercik Yavrum Benim‘den sahneler de buldum. Neyse. Abi ben bu filmi çok seviyorum, öyle böyle değil. Her sahnesini ayrı ayrı seviyorum. Öylesine seviyorum ki, film incelemelerinde yapmaya başladığım En Beğendiklerim bölümünü buna nasıl uyarlayacağımı düşünemiyorum. Filmin tamamı En Beğendiklerim kısmı oluyor çünkü.

Filmin konusu şu: Bir… veya dur lan, film şöyle:

Bir tesadüf sonucu tanışıp evlenmeye karar veren fabrikatör esas oğlan ve hamile muhasebeci esas kızın arasını açmaya çalışan esas oğlanın ailesi, esas oğlan Avrupa‘dan dönerken geçirdiği uçak kazası sonucu ölünce esas kızı evine alıp, ona komplo kurup hapse attırırlar. Hapiste Sezercik‘i doğuran esas kız çıkar çıkmaz geri girer, zira birlikte çıktığı kadın meğer Karaköy‘de oturuyormuş, esas kızı da fahişe yapmaya kalkmışmış. Halkın tükürükleri içerisinde hapse geri tıkılan esas kız, bu sefer nasıl olduysa hemen çıkar. Bu arada esas oğlan dirilir. Hapisten ikinci çıkışı sonrasında esas kıza “Kiralık Aynur!” deyip elindeki gazeteyle iki-üç kere vuran esas oğlan, esas kıza göre orada bir kez daha ölür. Sonra intihar etmek isterken kendisini kucaklayan bir balıkçı tarafından büyütülmek üzere evine alınır. Balıkçı, günde otuz kırk bankonota para demez.

Sonraki 15 saniye içerisinde büyüyüp futbol oynamaya başlayan Sezercik‘i yeni babası yakalar ve 3 metre öteye fırlatır. Eve dönen muhteşem ikili yerlerine (Sezercik duvar dibine, balıkçı sofraya) dönerken esas anne öksürmeye başlar. Buna çok sinirlenen balıkçı baba kadını dövmeye başlar, bunun üzerine Sezercik sokaklarda balon ve şeker satmaya başlar. Kendini ezdirmez, parasını vermeyen çocukları döver, şeker alan çocuklara da müşteri memnuniyeti anketi uygular. “Mmm, baldan tatlı!” yanıtını alınca müşterinin şekerini boğazında bırakma amaçlı “Bi’ gün ben de yiycem.” der. Hayvan gibi para kazanır ama babası sürekli şarap alır bununla. İsviçre‘deki banka hesabından bir şekilde para çekip çocuğuna bayramlık kıyafet alan esas anneyi ise dövüp giysiyi parçalar.

Sonra Sezercik evden kaçar. Bu duruma çok üzülen esas anne yine öksürür ve yine dayak yer…

Gerisini anlatmaya üşendim. Hem hepsini okursanız filmi izlemenize gerek kalmaz. Üçte biri kadarını anlattım sanırım.

6 Yorum

Evan Almighty (2007)

İlk filmde çok daha fazla gülmüştüm, ama bu film de en çok güldüğüm filmler arasında rahatlıkla ilk 10’a girer. Yeminle.

Serinin ilk filmi Bruce Almighty ve The 40 Year Old Virgin‘den tanıdığımız Steve Carell‘ı bu sefer Hz. Nuh olarak görmek pek şaşırtıyor. Özellikle oyunculuk adına çok iyi eleştiriler alan Steve C

Ehehe, şaka yapıyorum. İkinci paragrafa böyle Sinema dergisi incelemesi gibi başlayayım dedim ama tutamadım kendimi, patladım. Neyse.

Efendim Steve Carell‘ı izleyen bilir, harika bir mimik yönetimi var adamda. İlk film olan Bruce Almighty‘nin en hatırlanası sahnesinde fazlasıyla gördük bu yeteneğini ve sözler hiçbir anlam içermemiş olsa da anıra anıra öldük gülmekten. Hatta şimdi yeniden izledim ve bilgisayar karşısında 32 dişimi çıkartarak anırıyorum şu satırları yazarken bebeğim. Neyse.

Ne diyordum? Film, evet. Öncelikle film 200 milyon dolara mal olmuş, ki hatırlatırım War of the Worlds filmi 180 milyon dolara mal edilmişti. Filmde Tanrı, ki ben ona Allah da derim, Bruce Banner‘dan sonra Evan Baxter‘a bir iş veriyor. Görevi, yaklaşan sele (tufana veya) karşı bir gemi yapması. Bunu yaparken tamamen eski usül kullanmasını istiyor Allah, ve ailesiyle birlikte yapıyor falan, gerisini anlatırsam filmin zevki kaçacak. O değil de sel bölümünün bazı sahnelerinde efekt kullanmamışlar, gerçek su kullanmışlar. Kıl oldum abi.

Spoiler içerikli bölüm:

En beğendiklerime geçmeden önce gördüğüm, yapılan göndermelere değinmezsem olmaz:

  • İncil’in Genesis şeyinin 6. şeyinin 14. şeyine zaten açıkça değiniliyor.
  • Emlakçının adı Eve Adams. Bilmeyenler için: Eve, bizim Havva; Adam ise bizim Adem oluyor.
  • Bir sahnede Evan arabayla evine giderken caddedeki bir sinemada oynayan filmin adı The 40 Year Old Virgin Mary. O bölümde sandalyede düşebilirdim.
  • Başka hatırlamıyorum. Hafızam da sözde kuvvetlidir hani.

En beğendiklerime geçeyim madem:

  • Bittabi Steve Carell. Hatta Gilmore Girls‘ün Lorelai Gilmore‘u Lauren Graham kişisi. Çok tatlı bir kadın ve çok iyi bir oyuncu. Valla lan.
  • Allah’ın Evan‘a bir gemi inşa etmesini emrederken, yardımcı olsun diye verdiği Building an Ark for Dummies kitabı.
  • Üstte bahsettiğim sinemada oynayan filmin adı.
  • Evan‘a yeni giysisi bahşedildikten sonra giysisiyle, uzun sakallarıla ve uzun saçlarıyla ailesiyle akşam yemeği yerken büyük oğlunun “I hope this isn’t our last supper.” demesi, diğer iki çocuğun ve benim yarılmamız.
  • Bir sahnede arabada arkasını görüp de yoktan var olan koyunları görünce “Şiiiiii…” diye başlayıp, T harfini beklerken P harfi ile bitirmesi (hala anlamayan canım okurlarım için: Sheep).
  • Allah rolünde oynayan Morgan Freeman‘ın, mutlu sona doğru Evan‘ın hep yaptığı dansını yapması.
  • Hatta hemen ardından bir tablet daha indirmesi, tabletin üstünde “I now issue a new commandment: Thou shalt do the dance.” yazması.

Sonuç olarak Jim Carrey‘yi gözlerim fırıl fırıl arasa da (Gerçekten, filmin bir yerinde çıkar da bizi sevindirir sanmıştım.) çok beğendiğim bir film oldu. Puan vermemek için zor tutuyorum kendimi valla.

Yorum Bırak

Anger Management (2003)

Elime geçtiği yıldan beri (2005 veya 2004) kaç kere izlediğimi bile hatırlamadığım, süper bir komedi filmi bu efendim. Gerek Adam Sandler ve Jack Nicholson‘ın ve diğer oyuncuların harika oyunculukları olsun, gerek senaryonun harika düzeni, muhteşem esprileri olsun, çok eğlenceli bir Hollywood filmi olmuş derim.

Konu öfkelenmesi gerektiği zamanlarda sakin olmaya çalışıp da bir süre sonra biriktirdiği öfkesini aşırı tepki yoluyla dışa vuran bir adamın tedavi sürecini anlatıyor. Verebildiğim en uzun tanım bu, sebebini filmi izlediğinizde anlayacaksını :). Samimi söylüyorum, anıra anıra gülebileceğiniz bir film arıyorsanız ve 4 yıldır bu filmi es geçmişseniz, daha fazla aptallık etmeden gidin bulun bu filmi ve izleyin.

Not: Az daha unutuyordum, film bu kadar güzel gidip de sona gelindiğinde Kutu Kutu Pense oynanır gibi bir anda herkesin şarkı söylemeye başlaması, çekirdek paketinin son çekirdeğinin acı çıkması gibi oluyor.

3 Yorum