"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aylar: Ağustos 2008

The Dark Knight (2008)

The Dark Knight

Açık ara farkla en beğendiğim filmin tanıtımına hoşgeldiniz. Hiç giriş falan yapmadan filmde sevdiğim ve sevmediğim şeyleri bir bir anlatmaya geçiyorum. Yalnız uyarayım, filmi hala izlemediyseniz (yuh size ve) bu yazıyı okuduktan sonra filmi izlemeye ihtiyaç duymayabilirsiniz.

The Joker

The Joker (Heath Ledger)

Filme gidip de The Joker‘a hasta olmayan yoktur sanıyorum.

Bu karakter, tüm sinema tarihi boyunca gelmiş geçmiş en psikopat ve en korkutucu kötü adam olmuştur sanıyorum – Dünyayı Kurtaran Adam‘da alakasız bir yerde kameranın önünde bağıran canavar maskeli adamlar müstesna elbette. Bakışları, makyajı, saçı, kostümü, gülüşü, yaraları, yalanıp durması ve en önemlisi zihniyetiyle (para için değil, zevk için, kaos yaratmak için kötülük yapmak) The Joker, Heath Ledger sayesinde dünyanın en kötülüksever karakteri olmuştur benim gözümde.

Karakteri canlandıran Heath Ledger, rolünü oynadıktan sonra evinde ölü bulunduğunda haberi pek önemsememiştim fakat filmi izledikten sonra böyle bir değerin yok olduğunu düşünerek gerçekten üzüldüm ve dün gece ciddi ciddi adam için dua ettim. Böylesine bir yetenek artık dünyaya fazla mı görüldü yoksa dünya için tehlikeli olduğuna mı karar verildi bilmiyorum ama, böylesine manyak, böylesine sorunlu bir karakteri yaratmak için 1 ay bir otel odasına kapandığını okuduğum Heath Ledger‘ı daha çok filmde görmek isteyecektik, eğer aramızdan ayrılmış olmasaydı. Yine de iyi yönden bakmaya çalışırsak, adamın kariyerinin zirvesinde yaşamını yitirdiğini düşünebiliriz.

The Joker‘ı bugüne kadar en iyi Jack Nicholson‘ın oynadığını söylerlermiş fakat filmin bir diğer oyuncusu (uşak), İngiltere‘de ömür boyu başarı ödülüne ve sir unvanına layık görülen Michael Caine‘in anlattığına göre Heath Ledger bir sahnede rolünü öylesine iyi oynamış ki, The Joker‘la o sahnede ilk kez karşılaşan Michael Caine, düştüğü dehşetten dolayı repliklerini unutmuş, öylece kalakalmış. (Kaynak)

Otel odasına kapanma meselesini de anlatayım: Heath Ledger, canlandıracağı The Joker karakterine tam anlamıyla bürünebilmek; The Joker karakterinin duruşunu, psikolojisini ve sesini kendine göre biçimlendirmek amacıyla bir otel odasında tek başına 1 ay boyunca kalıyor. Bir günlük tutmaya başlıyor ve bu günlüğe The Joker‘ın ağzından duygu ve düşüncelerini aktarıyor. Karakterin psikopatlığını artırabilmek amaçlı hareketlerini takip edip esinlendiği karakterler de A Clockwork Orange‘ın baş karakteri Alex ve Sex Pistols‘ın ünlü basçısı Sid Vicious. (Kaynak)

Rolüne böylesine itinayla çalışan ve bu sayede de gelmiş geçmiş en başarılı oyunculuklardan birini sergileyen Heath Ledger‘ı tüm oyuncuların örnek almasını diliyorum. Ve herkesin ilk kez aynı tespiti yapıyormuşçasına söylediği şeyi tekrarlıyorum: Bu film bir Batman filmi değil, bir The Joker filmidir. Hatta filmin isminde Batman kelimesinin olmamasının sebebi de bu olabilir.

11 Yorum

Wolkanca mahkemede değil!

6 Mayıs 2008 tarihinde bir yazı yazmıştım, Wolkanca mahkemede! başlıklı. Artık yok o yazı. Volkan Yılmaz‘ın ricası ve kendi vicdan azabımın etkisiyle silmeye karar verdim. Normalde Beyn’de yayımladığım hiçbir yazıyı silmezdim, silmemiştim düne kadar ama bu olayın özel bir yanı var: Yazı, tamamen yanlış bir suçlama üzerine kurulu. Volkan, böylesine yanlış bir suçlama yöneltmiş olmama rağmen düne kadar yazıyı ısrarla silmememe bir şey dememişti. Dün konuştuk, anlaştık ve olayın iç yüzünü anlatmam koşuluyla yazıyı sildim. Şimdi de olayın aslında nasıl gerçekleştiğini anlatacağım.

Önce bu bahsettiğim “olay”dan haberi olmayanları aydınlatayım: Zamanında Merush Hanım adlı blog’da ilginç bir olay gerçekleşti. Yazdığı bir yazıda Eda Suner‘den bahseden Meral hanım, yazısına gelen iki küfürlü yorumun yazarının edasuner.com/wp-admin adresinden (yani Eda Suner‘in blog’unun yönetim paneli) geldiğini (yönlendiğini) görmüş. Daha sonra da Wolkanca (yani Volkan Yılmaz) yorumları kendisinin yazdığını, yorumları yazarken içkili olduğunu falan söyledi. Meral hanım da Volkan‘a dava açacağını söyleyerek ve önce Eda Suner‘i eleştirdiği, sonra da bu olayı ifşa ettiği yazıyı silip konuyu kapattı. Volkan‘ı o zaman çok eleştiren (Bu konuya ilerleyen paragraflarda değineceğim.) ben ve benim gibi insanlar olarak da bol bol yazıldı bu konu hakkında.

Daha sonra Blog Konferansı ve Blog Ödülleri oldu. Blog Konferansı‘nda ara verildiğinde Volkan‘la ilk kez yüz yüze tanıştım. İtiraf edeyim, o kadar eleştirimden (ve hatta hakarete varan laflarımdan) sonra güler bir yüz yerine hızlı bir yumruk falan bekliyordum :D. Sakin ve sevecen bir şekilde tanışma faslını tamamladıktan sonra, diğer eleştirilerime falan değinmeden sadece bu Merush Hanım olayını anlattı. Olay şöyle:

33 Yorum