"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aylar: Ağustos 2010

Inception (2010)

Filmin ardından, gönül rahatlığıyla şu kararı aldım: Bundan sonra favori yönetmenin kimdir diye soranlara tereddütsüz “Christopher Nolan!” diyeceğim.

İsteyen herkes sinema konusunda beni küçümsemekte serbesttir ama ben bir macera filminde, filme heyecan katacak efektleri (hem ses, hem görüntü), film hakkındaki beğenim için çok önemli (belki en önemli) kriter olarak addederim. Çünkü bir macera filmine senaryo da, oyuncular da bir noktaya kadar heyecan katabilir ama bir macera filmini “macera filmi” yapan şey esasen ses ve görüntü efektleridir. (Bu yüzden Shoot ‘Em Up ve Wanted gibi filmler şahane macera filmleridir.) Filmdeki efektlere ayrıca hayran kaldığımı bu girizgâhla en baştan söyleyeyim istedim. Zaten kocaman bir mahallenin ortadan ikiye bölünüp bir kısmın, diğer kısmın üstüne konması (Merak etmeyin, önemli bir ayrıntıyı açıklamadım.) veya yerçekimsiz sahneler (Bakın bu sahneler önemli mesela.) acayip hoşuma gitti.

Bunun dışında senaryoyu yazan arkadaşı da ayrıca tebrik etmek, sırtını sıvazlamak ve daha fazla senaryo yazması için motive etmek lazım sanırım. İnanılmaz derecede karmaşık olmasa da filmin içine dalıp çıkamayacağımız kadar girift bir senaryo yazmış. Kurguda bazı aksaklık ve abeslikler olsa da film sırasında bunu fark etmediğiniz için film çok hoşunuza gidiyor. Zaten bir filmi izlerken, o ana kadar izlediğiniz her anı tekrar tekrar gözden geçirip hikayeyi çözmeye çalışıyorsanız o filmden keyif almamanız mümkün değil. Bununla beraber 2000’li yıllarda hafiften artan “orijinal senaryo”lardan biri olduğu için film ayrı bir özellik kazanıyor.

(Bu arada en başta Christopher Nolan‘a saygıda kusur etmeyeceğimi ifade etmemin sebebi de, böylesine özel bir senaryoyu mahvetmeden, senaryoya tam da uygun bir biçimde bir film çekmiş olmasından ötürü. Yeri gelmişken, aynı şekilde, Leonardo DiCaprio başta olmak üzere filmin tüm oyuncularına da buradan selam göndermek istiyorum.)

Yazıyı kısa keseyim (Kısa?) ve sonuç olarak şunları diyeyim: “İzlediğim en iyi film” diyemem, “izlediğim en iyi senaryo” hiç diyemem ama “çok çok iyi bir film” ve hatta “bu yılın en iyi filmi” diyebilirim ki zaten (herkesin dediğinin tersine gidip özellikle hiçbir filmi beğenmeyen sinema eleştirmenleri hariç) aşağı-yukarı herkes bu konuda hemfikir. Olanağınız varsa, bu aralar, film vizyondan çıkmadan gidin ve sinemada izleyin. Olmadı filmi bir şekilde edinip izleyin.

6 Yorum

Hadi buyur…

Yaşanmış Esrarengiz OlaylarBerrin Türkoğlu‘nun “Yaşanmış Esrarengiz Olaylar” kitabını okuyorum. Aslında bu ikinci okuyuşum; kitabı İzmit‘teki evin bir köşesinde bulunca tekrar okuyasım geldi ve birkaç gün önce tekrar başladım kitaba.

Tuhaf ve korkutucu gerçeğin ilk kısmı şöyle: Kitabı, Kadıköy Anadolu Lisesi‘ndeyken okumuştum. Kadıköy Anadolu Lisesi‘nden 2005 yılının başında (lise 2’nin ilk döneminin sonunda) Kocaeli Anadolu Lisesi‘ne nakil olmuştum ama Kadıköy‘deki ilk veya ikinci yılımda, yatakhanede (hatta çoğunlukla etüt sınıflarında) bu kitabı heyecanla okuyup bitirdiğimden eminim. İçindeki reenkarnasyonla ilgili hikayeleri yatakhanede Koray diye bir arkadaşıma anlatmıştım. Kitaptaki örneklerin çoğu Hatay, İskenderun civarındandı ve Hatay doğumlu Koray da bu bilgiyi doğrulamış, o yörede reenkarnasyon olaylarının neredeyse normal karşılandığını ve doğduktan birkaç yıl sonra “Ben aslında şu kişiyim, beni şuradaki evime götürün.” diyen çocukların çok olduğundan bahsetmişti. Bununla beraber kitabın sonunda yer alan “foton kuşağı”ndan oradaki birkaç arkadaşa bahsedince benimle epey dalga geçmişlerdi :).

Tuhaf ve korkutucu gerçeğin ikinci kısmı şöyle: Bugün tesadüfen gördüm ki, kitabın başında yazan ilk basım tarihi Mart 2006. Yani benim kitabı Kadıköy’de okumuş olmama olanak yok; tarihler tutmuyor.

Sabahtan beri bu duruma mantıklı bir açıklama getirmeye çalışıyorum:

  • Kitabı ikinci kez elime aldığımdan yani iki ayrı kitap olmadığından eminim, kapağı bile hatırlıyorum (ki yeni basımlarda kapak da değişmiş).
  • Kitabı 2006 yılında okumuş olmama da olanak yok çünkü hem Kadıköy Anadolu‘da okuduğumdan, hem de oraya Hatay‘dan gelen Koray‘la bu kitabı konuştuğumuzdan adım gibi eminim. “Foton kuşağı” konusunda dalga geçtiklerini de net bir biçimde hatırlıyorum.
  • Zayıf bir ihtimalle de olsa kitaba ilk basım tarihini yanlış basmış olabilirler mi diye düşündüm ama böyle bir şey hem çok zor, hem de internette yaptığım araştırmada kitabın basım tarihinin farklı olmadığını gördüm.

Yayınevine (Kozmik Kitaplar Yayınevi) ulaşmaya çalıştım ama kitapta yazan telefonu kimse açmadı. (Neyse ki yayınevinin gerçek olduğundan eminim, heheh.) Gerekirse yayınevini ziyaret edip, gerekirse Berrin Türkoğlu‘na bizzat ulaşıp bu kitabın ilk basım tarihini öğrenmem gerekiyor yoksa elimdeki tek geçerli açıklama, kitabı bir şekilde rüyamda okuduğum olacak.

Azıcık korkmuyor değilim hani. Ama elbet mantıklı bir açıklaması vardır. İnşallah.

16 Yorum

Şiir denemeleri – 2

Klasik şiir resmiSırf bir arkadaşıma inat, önceki şiir denemelerimi beğenmedi diye (Halbuki ben de beğenmemiştim.) yeni şiirler yazma kararı aldım. Dalga geçmek, nefret etmek serbest. Hatta teşvik ediyorum, nefret edin bu şiirlerden :).

Çay

Kim demiş uzun boylu insanlar yeşil renkli tişörtler giyemez diye?
Ben demişim!

Uyak

Şiir dediğin uyaksız olmaz diyen…
Ölçüsüz şiire bin hakaret eden…
Sanki o tarz şiir pek güzel oluyor;
Al, uydum uyağa, oldu mu şimdi len?

Kötü Şiir’e Güzelleme

Kötü şiir aslında güzeldir,
Nefret uyandıranı ayrıca özeldir!

Güzel şiir güç bela anlaşılırken,
Kötü şiir herkesçe bir diken!

Bak mesela uyakları kötü kullandım demin,
Ama zaten uyak da zorunlu değil, di’ mi?

Son diyeceğim şu: Küçük İskender’i herkes anlayamaz ama,
Yarım Porsiyon Adana’dan herkes nefret edebilir!

Kim

Kedi desen, kedi değil;
Yedi desen, iki deyim;
Dedi dedem, deli miyim;
Edi de ben, Büdü de kim?

Duygusal Şiir

Parmaklarım karıncalanıyor rüzgârdan, sen yokken…
Saçlarındı eskiden rüzgârın yerindeki gizli özne…
Kimse dolduramıyor, yalnızlıksa büyütüyor, deşiyor yarattığın boşluğu!
Kendimi dağlara atıp, dağlardan kendimi atıp haykırmak istiyorum:
Tülay, seni çok seviyom, pişmanım, n’olur dön, geri gel!

[hr]

Bitti. Bundan sonra da şiir yazarsam, takma isim olarak Yarım Porsiyon Adana‘yı kullanacağım.

10 Yorum