"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aylar: Ağustos 2010

Inception (2010)

Filmin ardından, gönül rahatlığıyla şu kararı aldım: Bundan sonra favori yönetmenin kimdir diye soranlara tereddütsüz “Christopher Nolan!” diyeceğim.

İsteyen herkes sinema konusunda beni küçümsemekte serbesttir ama ben bir macera filminde, filme heyecan katacak efektleri (hem ses, hem görüntü), film hakkındaki beğenim için çok önemli (belki en önemli) kriter olarak addederim. Çünkü bir macera filmine senaryo da, oyuncular da bir noktaya kadar heyecan katabilir ama bir macera filmini “macera filmi” yapan şey esasen ses ve görüntü efektleridir. (Bu yüzden Shoot ‘Em Up ve Wanted gibi filmler şahane macera filmleridir.) Filmdeki efektlere ayrıca hayran kaldığımı bu girizgâhla en baştan söyleyeyim istedim. Zaten kocaman bir mahallenin ortadan ikiye bölünüp bir kısmın, diğer kısmın üstüne konması (Merak etmeyin, önemli bir ayrıntıyı açıklamadım.) veya yerçekimsiz sahneler (Bakın bu sahneler önemli mesela.) acayip hoşuma gitti.

6 Yorum

Hadi buyur…

Yaşanmış Esrarengiz OlaylarBerrin Türkoğlu‘nun “Yaşanmış Esrarengiz Olaylar” kitabını okuyorum. Aslında bu ikinci okuyuşum; kitabı İzmit‘teki evin bir köşesinde bulunca tekrar okuyasım geldi ve birkaç gün önce tekrar başladım kitaba.

Tuhaf ve korkutucu gerçeğin ilk kısmı şöyle: Kitabı, Kadıköy Anadolu Lisesi‘ndeyken okumuştum. Kadıköy Anadolu Lisesi‘nden 2005 yılının başında (lise 2’nin ilk döneminin sonunda) Kocaeli Anadolu Lisesi‘ne nakil olmuştum ama Kadıköy‘deki ilk veya ikinci yılımda, yatakhanede (hatta çoğunlukla etüt sınıflarında) bu kitabı heyecanla okuyup bitirdiğimden eminim. İçindeki reenkarnasyonla ilgili hikayeleri yatakhanede Koray diye bir arkadaşıma anlatmıştım. Kitaptaki örneklerin çoğu Hatay, İskenderun civarındandı ve Hatay doğumlu Koray da bu bilgiyi doğrulamış, o yörede reenkarnasyon olaylarının neredeyse normal karşılandığını ve doğduktan birkaç yıl sonra “Ben aslında şu kişiyim, beni şuradaki evime götürün.” diyen çocukların çok olduğundan bahsetmişti. Bununla beraber kitabın sonunda yer alan “foton kuşağı”ndan oradaki birkaç arkadaşa bahsedince benimle epey dalga geçmişlerdi :).

Tuhaf ve korkutucu gerçeğin ikinci kısmı şöyle: Bugün tesadüfen gördüm ki, kitabın başında yazan ilk basım tarihi Mart 2006. Yani benim kitabı Kadıköy’de okumuş olmama olanak yok; tarihler tutmuyor.

16 Yorum

Şiir denemeleri – 2

Klasik şiir resmiSırf bir arkadaşıma inat, önceki şiir denemelerimi beğenmedi diye (Halbuki ben de beğenmemiştim.) yeni şiirler yazma kararı aldım. Dalga geçmek, nefret etmek serbest. Hatta teşvik ediyorum, nefret edin bu şiirlerden :).

Çay

Kim demiş uzun boylu insanlar yeşil renkli tişörtler giyemez diye?
Ben demişim!

Uyak

Şiir dediğin uyaksız olmaz diyen…
Ölçüsüz şiire bin hakaret eden…
Sanki o tarz şiir pek güzel oluyor;
Al, uydum uyağa, oldu mu şimdi len?

10 Yorum