"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aylar: Mart 2016

YDS’ye girdim (üstelik çıktım da)

Hey gidi… Böyle bir sınava girmeyeli uzun süre olmuştu. (En son girdiğim seviye tespit sınavı 2008’deki ÖSS’ydi. Evet, o zamanlar adı hala ÖSS’ydi o sınavın.) Onca zaman sonra bugün, yüksek lisansta “aha benim İngilizce bilgim bu” diye vereceğim belgeyi almak için Yabancı Dil Sınavı’na girmiş bulundum. Önce kafama, sonra elime geçirdiğim bir kağıda yazdığım notlarımı buraya aktarayım.

Yaz saati uygulaması benim için sıkıntı olmadı, çünkü zaten sabah saat 3’ü 4’e aldığımız sırada ben ayaktaydım. Ondan sonra “Ooo geç olmuş yahu” dedim, yattım. 7 buçukta da uyandım.

Bir elma, bir de muz yiyip çıktım. Metroyla Kızılay’a, dolmuşla Dikmen’e geçtim; Akşemsettin Ortaokulu’nda sınava girdim. Muhtemelen “ne gerek var şimdi para yakmaya” diyerek kaloriferi yaktırmayan, sınava giren yüzlerce insanın sınav boyu üşümesine sebep olan okul müdürüne selam olsun.

Bir selam da, sanki Pentagon’a alıyorlarmış gibi telefonundan anahtarına, otobüs kartından kalemine kadar her şeyin girişini yasaklayan ÖSYM’ye olsun. Gerçi Pentagon’a otobüs kartıyla girebiliriz bence. Telefonumuzu da en azından girişte bırakabilirdik Pentagon’da.

Sınav kitapçığı da ayrı komediydi. Sanki “şifresi” verilmiyormuş gibi kitapçıkları karıştırmalar, el yazımızdan bilgisayara yazıtipi çıkartacak kadar karakter yazmamızı istemeler… (Şaka yapmıyorum: İç kapakta büyük ve küçük harfler, rakamlar ve noktalama işaretlerinden oluşan bir seti tek tek doldurmamızı zorunlu kılmışlar. İnşallah sonra başkasının eline geçmeden imha edilir o kitapçıklar, yoksa kötü niyetli kişiler o kitapçıkları ele geçirirse boku yeriz.)

Neyse. Sınava da toplamda 2 defa çalıştım: Biri 2010 yılının başında girdiğim, 2007 yılına ait KPDS idi (85 almıştım); diğeri de 2010 yılının sonunda girdiğim ve aynı yılın bahar dönemine ait KPDS idi (91 almıştım). Çalışmayalı bi’ 5 yıl kadar olmuş yani, eheh.

Sınavda 80 soru vardı. İlk sayfa kolaydı, ikinci sayfa da kolaydı, üçüncü sayfa da… 20. sayfa da kolaydı :). Övünüyorum diye kızmayın; 4 yıldır İngilizce makaleler yazarak geçinen biri olarak bu sınav bana kolay gelmeseydi o zaman kendimden utanmam gerekirdi.

Sonuç olarak, 80 sorunun 78’inden eminim. Emin olamadığım soruların biri İngiliz Posta İdaresi’nin bastırdığı ilk “kendinden yapışkanlı pul” hakkındaydı, öteki de mağaralarda yaşamayı seven, kış uykusuna yatan yarasalar hakkındaydı. İki sorunın üzerinde toplam 10 dakika harcamışımdır herhalde.

Ha, dakikalar… Toplam 88 dakikamı sorulara, 22 dakikamı emin olmadığım soruları kontrole ayırdım. (Emin olmadığım soru sayısı ilkin 7-8 taneydi, sonra 2 tanesi dışında diğerlerini içime sinerek çözdüm.) Özellikle iyi ki kitapçıkla cevap kağıdını karşılaştırmışım: 74. soruyu cevap kağıdına yanlış geçirmişim, onu düzelttim.

Özetle, beklentim yüksek. Emin olduğum sorulardan da yanlışlarım çıkar, ama 100 üzerinden 80-90 arası bir notu kaparım diye umuyorum. Eğer sadece emin olmadığım iki soru yanlış çıkarsa 97,5 alırım. O iki sorudan biri yanlış çıkarsa 98,75 alırım. O da doğru çıkarsa Türkiye birincisi olur, havamı atarım.

Son olarak, “Senin gibi daha bir sürü kişi vardır yüksek net yapacak” diyerek sınavdan çıkar çıkmaz moralimi bozan, havamı söndüren ablama da buradan sevgilerimi iletiyorum. Gıcık. Kıl.

Yorum Bırak

Vazgeçmek için bahanelerim

Yeni bir iş kuruyorum. Ama kurmak istemiyorum. Kursam paramı kazanacağım, bundan eminim. Daha doğrusu şundan eminim: İşi batırsam bile, işe yatırdığım parayı geri alacağım. Yani işin riski yok. Yine de vazgeçmek için, başlamamak için bin türlü bahane üretiyorum.

Mesela dünkü patlama. Aşırı derecede karamsarlaşıp, dün işi kurmaktan vazgeçtim. “Böyle bir ülkede iş bile yapılmaz.” dedim, sanki başka bir ülkeye gitmek istiyormuşum gibi. Halbuki istemiyorum. Türkiye’de hayatımdan memnunum. Ama işi kurmadığımda, elimdeki üç kuruşu yiyip bitirdikten sonra kendi evimde bile yaşayamayacağım. O yüzden işi kurmam lazım. Yine de vazgeçmek için, başlamamak için bin türlü bahane üretiyorum.

Mesela freelance çalışmak. Ayda bir kişiye veya kuruma internet sitesi yapsam, rahatça geçinebileceğim parayı kazanabiliyorum. Bunun için çalışsam belki gerçekten daha düzenli bir çalışma hayatım olacak. Üstelik verdiğim hizmet aylık gelirimi kümülatif olarak da artıracak. Şöyle açıklayayım: Birine site yaptığımda sitenin barındırma, güvenlik, yedekleme ve güncelleme hizmeti için yıllık bir ücret de alıyorum. 12 ayda 12 siteden 12x lira para, 24 ayda 24 siteden 36x lira para, 36 ayda 36 siteden 72x lira para. Kümülatif artıştan kastım bu. Site hazırlamak için aldığım para da buna dahil değil. Ama müthiş bir düzen de gerektiriyor, üstelik müşteriye öyle bir hizmet vermek lazım ki, senden hizmet almayı kesmesin. Onu geçtim, zaten şu anda kurduğum (ama başlatamadığım) işim de bir başka web hizmeti (web sitesi hızlandırma işi, adı da Optimocha). İşimi iyi yaparsam, kazandığım parayla freelance internet sitesi yapmanın da ötesinde, web tasarım ajansına dönüştüreceğim işi. Yani kurduğum işi ajansa dönüştüreceğim, işi daha da büyütmüş olacağım. O yüzden işi kurmam lazım. Yine de vazgeçmek için, başlamamak için bin türlü bahane üretiyorum.

Mesela yazarlık yapmak. Siyasete bulaşmak yerine yazarlık yapmak konusunu şurada yazmıştım, o yazıyı yazdığım günden beri de bu fikir aklımın bir köşesinde kendi kendine gelişiyor. O yazıda “bilişim sektöründe bir şirket kurup, kendi kendine çalışır hale getirmek” gibi bir alt-fikir de var, ama şimdilerde yazarlıktan para kazanmaya başlasam kesinlikle o alt-fikri unuturum. Kesin yani. O yüzden işi kurmam lazım. Yine de vazgeçmek için, başlamamak için bin türlü bahane üretiyorum.

Ama kuracağım. Kaçarı yok, kuracağım. Belki batacağım, belki eşek yüküyle para kazanacağım, gerçi muhtemelen kazanamayacağım, gerçi muhtemelen batmayacağım da, ama kuracağım bu işi.

Hadi hayırlısı.

Yorum Bırak