"Enter"a basıp içeriğe geçin

Atatürk’ün laiklikle ilgili sözlerinin kaynağı(nın kaynağının kaynağı)

Ta 2009 yılında bir yazı yazmıştım, “Atatürk’ten iki cümleyle laikliğin açıklaması” diye. Geçen gün İsmail Kahraman isimli saygısız Meclis Başkanı da laikliğin Anayasa’dan kaldırılması konusunda bir açıklama yapma onursuzluğuna nail olunca, o yazıyı olduğu gibi paylaşma gereği duydum. Çünkü yazının içerisinde Atatürk’ün “laiklik” kavramını ülkenin temeline ekmesinin sebebinin, “dini siyasetten kurtarmak” olduğundan bahsediyordum ve Atatürk’ün bu konudaki bir alıntısını paylaşmıştım.

Dün Portre Sanat’ta, tiyatro yazarlığı atölyemizin dersi vardı. Bahsettiğim yazıda Atatürk’ten alıntıladığım sözleri okuduğum kitabı ödünç verdiğim bir arkadaşım kitabı bana geri getirdiğinde, Sıtkı hocama kitabı gösterince alıntının kaynağının güvenli olmadığı konusunda beni uyardı. Alıntının kaynağına bakınca, sahiden de Milliyet gazetesinin 1968 yılından bir nüshasında yer alan bir yazı olduğunu gördüm.

Bugün de bu alıntının gerçek kaynağını bulmaya karar verdim.

Önce kendi elimdeki kaynağın gösterdiği kaynağı araştırdım. Elimdeki “Atatürk: Yetişmesi, Kişiliği, Devrimleri” kitabının yazarı Prof. Dr. İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, kitabın 94. sayfasında ilgili alıntıya kaynak olarak Prof. Dr. Aytekin Atalay’ın 9 Kasım 1968 tarihinde Milliyet gazetesinde yazdığı “Atatürk ve Laiklik” isimli bir yazıyı kaynak göstermiş. (Sıtkı hocamın karşı çıktığı kaynak da buydu.) “Prof. Dr. Aytekin Atalay” ismini internette arattığımda karşıma neredeyse hiçbir ismin çıkmaması moralimi bozdu, hatta biraz da şüphelendirdi. Ama araştırmama devam ettim.

Milliyet’in eski nüshalarını internetten araştırmak, itiraf edeyim, ilk anda aklıma gelmedi. Onun yerine kendi arşivime bakmaya karar verdim.

Dün (bu araştırmamdan bağımsız olarak) bir “Atatürk arşivi” indirmiştim. Korsan kitaplarla, Atatürk’ün fotoğraflarıyla ve Atatürk’ün sevdiği şarkılarla dolu bir arşiv. “Korsana hayır!” falan diyeceğim ama, imdadıma bu korsan arşiv yetişti. Alıntının içerisindeki “lahuti” (“ilahi” anlamına geliyor) kelimesini tüm kitaplar içerisinde tek tek aratırken, yazarları Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu ve Prof. Dr. Mehmet Saray olan, İstanbul Üniversitesi Basımevi ve Film Merkezi’nde basılan “Atatürk İlkeleri ve Dayandığı Tarihî Temeller” isimli bir kitap buldum. İşin acayibi, zaten eski Türkçe zannettiğim alıntı daha da eski bir Türkçeyle karşıma çıktı. (Bunu da ilk kaynağımın kaynağı olan Prof. Dr. Aytekin Atalay’ın Milliyet’teki yazısında o günün Türkçesiyle güncelleştirdiği dolayısıyla olduğunu düşündüm.) Bu kitaptaki alıntının kaynağında da ” İ. Ilgar, “Atatürk, Laiklik, Din ve Devrim”, Atatürk, Din ve Laiklik, s.154″ yazıyordu. Adamın tam adı “İhsan Ilgar” imiş, internetten de onu keşfettim.

Heyecanlandım. Sıtkı hocamı arayıp yeni bir kaynak bulduğumu müjdeledim, o da kaynağın ismini ve başlığını not aldı, kendi kaynaklarından bakmak üzere.

Biraz daha araştırdığımda “Atatürk, Din ve Laiklik” isimli kitabın bir kitap değil bir dergi olduğunu keşfettim: Türk Tarih Kurumu’nun 1968 yılında çıkardığı “Belgelerle Türk Tarihi” özel sayısının adıymış “Atatürk, Din ve Laiklik”. Araştırmaya devam ettiğimde çığlık atacaktım çünkü 100 metre ötemdeki sahafta derginin bir kopyası varmış.

Koşa koşa sahafa gittim çünkü pazar günü olmasına rağmen açık olduğunu biliyordum, daha önceden de gitmiştim. Ama kapalıydı, camında da “DÜĞÜN SEBEBİYLE HAFTA SONU KAPALIYIZ” yazıyordu. Süklüm püklüm geri döndüm, eve dönmeden önce alışveriş yaptım. Ama evde tekrar gaza geldim ve derginin PDF’ini bulabileceğimi düşündüm.

Şimdi güleceksiniz: Araştırmam sonucunda Nutuk’ta alıntıya rastladım. Bire bir değildi (bazı kelimeler doğru şekliyle yazılmıştı), alıntının tamamı da değildi ama Atatürk’ün direkt Atatürk’ü alıntıladığı bir kaynak olduğu için derin bir “oh” çektim. Bir paragraf öncesine bakınca da çığlık attım, zira Atatürk şöyle diyordu:

Mecliste, bütçe müzakeresi devam ediyordu. Hanedan tahsisatı ve Şeriye ve Evkaf Vekâleti bütçeleri, üzerinde, tevakkuf edilmek lâzımdı. Arkadaşlar, maksada müteveccih beyanat ve tenkidata başladılar; müzakere ve münakaşa idame ettirildi. 1 Mart günü, Büyük Millet Meclisinin beşinci mesai senesi münasebetiyle verdiğim nutukta, şu üç noktaya sureti mahsusada işaret ettim:

“1 — Millet, cumhuriyetin halen ve âtiyen bilcümle taarruzattan katiyen ve ebediyen masun bulundurulmasını talebetmektedir. Milletin talebi, cumhuriyetin mücerrep ve müspet olan kâffei esasata bir an evvel ve tamamen iptina ettirilmesi suretinde ifade olunabilir.”

“2 — Milletin ârayi umumiyesinde tesbit olunan terbiye ve tedrisatın tevhidi umdesinin bilâifatei an tatbiki lüzumunu müşahede ediyoruz.”

“3 — … Diyaneti İslâmiyeyi, asırlardan beri müteamil olduğu veçhile bir vasıtai siyaset mevkiinden tenzih ve îlâ etmek elzem olduğu hakikatini de müşahede ediyoruz.

Neden çığlık attığımı anlamışsınızdır: Bu sözler Meclis’te söylenmişti, dolayısıyla TBMM tutanakları arşivinde mevcuttu.

Derhal TBMM’nin tutanak sorgu sayfasına uçtum. 1 Mart 1924 tarihli tutanağın Latin harfleriyle yazılan versiyonuna ulaştım, okudum, kaynağın özüne ulaştığım için rahatladım. Buyrun, siz de okuyun:

 

tbmm-tutanaklari-1924-03-01

Yazım hataları olmadan, düzenlemelerimle birlikte şu metni de okuyabilirsiniz:

Âzâ-yı kiram;

Memleketin hayatı umumiyesinde orduyu siyasetten tecridetmek umdesi, cumhuriyetin daima nasb-ı nazar ettiği bir nokta-i esasiyedir. (Alkışlar) Şimdiye kadar takibolunan bu yolda, cumhuriyet orduları vatanın emin ve mutmain harisi olarak mevki-i hürmet ve kuvvette kalmışlardır. Bunun gibi, intisap ile mutmain ve mesut bulunduğumuz diyanet-i İslâmiyeyi, asırlardan beri müteamel olduğu veçhile bir vasıta-i siyaset mevkiinden tenziye ve îlâ etmek elzem olduğu hakikatini müşahede ediyoruz. (“Bravo” sesleri, alkışlar) Mukaddes ve lâhûtî olan itikadat ve vicdaniyatımızı, muğlak ve mütelevvin olan ve her türlü menfaat ve ihtirasata sahne-i tecelliyat olan siyasetten ve siyasetin bütün uzviyatından bir an evvel ve katiyyen tahlis etmek, milletin dünyevi ve uhrevi saadetinin emrettiği bir zarurettir. (Alkışlar) Ancak bu suretle, diyanet-i islâmiyenin mealiyatı tecelli eder. (“Çok doğru, öyledir” sesleri)

Atatürk’ün 1 Mart 1924 tarihli TBMM konuşması — 5. sayfa, sağ sütunun ikinci paragrafı (Kaynak: tbmm.gov.tr)

Günümüz Türkçesine çevireyim mi? Çevireyim, çeviremediğim kısımları da belirteyim:

Sayın üyeler;

Memleketin günlük hayatında orduyu siyasetten ayırma prensibi, cumhuriyetin her zaman dikkat ettiği, önemsediği bir temel konudur. (Alkışlar) Şimdiye kadar takip edilen bu yolda, cumhuriyet orduları vatanın emin ve inanmış bekçileri olarak saygı ve güç makamında kalmışlardır. Bunun gibi, bağlılıkla inanıp mutlu olduğumuz İslam dinini, yüzyıllardan beri alışılageldiği şekilde bir “siyaset aracı” makamından kurtarmak ve ayırmanın elzem olduğu gerçeğini görüyoruz. (“Bravo” sesleri, alkışlar) Kutsal ve ilahî olan inanç ve vicdanlarımızı, belirsiz ve değişken olan siyasetten ve siyasetin bütün unsurlarından bir an önce ve kesinlikle kurtarmak, milletin dünyevi ve uhrevi mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur. (Alkışlar) İslam dininin anlamı, ancak bu şekilde ortaya çıkar. (“Çok doğru, öyledir” sesleri)

(Not: İlk cümledeki “nasb-ı nazar etmek” sözünün direkt karşılığını bulamasam da, internette bu sözün kullanıldığı eski cümleleri taradığımda cümlelerin bağlamlarından iki tane anlam çıkardım: “yönelmek, bakışlarını çevirmek” ve “dikkat etmek, önemsemek”. Haliyle ikinci anlamı kullandım.)

Bu arada, araştırmam bittiğinde öylesine bakmak için Milliyet’in arşiv tarama sistemine girdiğimde gördüm ki Prof. Dr. Aytekin Atalay’ın yazısı Milliyet’te 9 Kasım 1968’de değil, 10 Kasım 1968’de yayınlanmış. Hatta adamın adı da “Aytekin Atalay” değil, “Aytekin Ataay”mış. O makalenin kaynağı da Mustafa Baydar isimli bir yazarın Atatürk’ün özlü sözlerinden derlediği, Varlık Yayınları’ndan çıkan “Atatürk Diyor Ki” isimli bir kitapmış.

İlk kaynağımın (“Atatürk: Kişiliği, Yetişmesi, Devrimleri”, Prof. Dr. İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu) kaynağının (“Atatürk ve Laiklik”, Prof. Dr. Aytekin Ataay) kaynağından (“Atatürk Diyor Ki”, Mustafa Baydar) sonrasını bugün bulamayacağım için, iyi ki başka bir yol bulmuşum. Oh be, rahatladım. Şimdi gideyim de, 2009’da yazdığım yazıyı güncelleyeyim.

Nasıl ama?