"Enter"a basıp içeriğe geçin

Etiket: amerika birleşik devletleri

Avatar (2009)

Avatar (2009)

Bir Amerikan filminden beklenmeyecek kadar güzel bir film olmuş, önce onu diyeyim. “Güzel” derken görselliğinden söz etmiyorum – filmdeki görsellik zaten kimsenin laf edemeyeceği kadar iyi. Benim bahsettiğim şey şu: İlk kez bir Amerikan filminde böylesine doğru bir ruhanilik görüyorum. Bir de emin olmamakla birlikte sanıyorum ki ilk kez Amerikan ordusu böyle sertçe eleştirilmiş. Sırf bu yüzden bile gidip izlenir yani.

3 boyutlu film tecrübesi

Bu filmi izleyerek hayatımdaki ilk 3 boyutlu film izleme tecrübemi edinmiş oldum. Açıkçası beklediğim kadar etkileyici değildi. Görüntü gerçekten daha güzel, daha “gerçek” bir hal alıyor ama gözünüz bazı sahnelerde nereye odaklanacağını şaşırıyor ve sonuç (en azından benim için) hafif baş dönmesi ve yine hafif mide bulantısı olabiliyor. Bir de küçük gözlüklerle izleyenler bana hak verecektir, kafanızı belli bir açıda ve sabit tutmanız gerekiyor. Ha, bir de sanırım film gözlükle izleyince daha karanlık. 2 boyutlu halini izlemediğim için bu durumdan emin değilim tabii ama gözlüğü çıkarıp baktığımda sahneler çok daha iyi bir parlaklığa sahipti.

Filmdeki görsellik

Yukarıda da dediğim gibi, filmdeki görselliğe kimse bir şey diyemez. Aşağı yukarı filmin tamamında çeşitli animasyon yöntemleri kullanılmış olsa da, havada asılı duran dağlar dahil olmak üzere filmdeki hiçbir sahneyi sanal olarak algılayamıyorsunuz. Özellikle o köpeğimsi yaratıkların yakın plan çekimlerinde, hiçbir filmde görmediğim kadar gerçekçi dokular gördüm.

Bu durumdan anlıyoruz ki bir animasyona birkaç yüz milyon dolar harcadığında o animasyon, animasyonluktan çıkıyor.

Filmin ideolojisi

5 Comments

I Am Legend (2007)


I Am Legend (2007)

Bu film hakkında çok karmaşık hisler besliyorum. Bu yazımda da bu hislerimi yazacağım. Eğer filmi izlemediyseniz yazıyı okumayın.

En başta hiçbir şey anlamamıştım. Film hakkında fikir sahibi olmaya çalışıyordum. Israrla filmin ne konusunu okudum, ne fragmanını gördüm, ne de başka bir bilgi aldım. Hatta filmin, bir roman uyarlaması olduğunu bile bilmiyordum. Neyse, filmi ilk birkaç dakika boyunca anlayamadım. Daha sonradan geyikler falan çıkmaya başlayınca, adamın rüya veya halisünasyon gördüğünü, sahnenin bir hayal dünyasında geçtiğini falan sandım. Zaten şehir de bomboştu (Sonradan bu şehrin New York olduğunu anladım. Şehrin New York olduğunu şıp diye anlayanlar dans ederek benimle dalga geçebilirler.) ve giderek otlarla falan kaplanıyordu, bu yüzden bu düşüncemi bir süre aklımda tuttum. Sonra olayı kavrayınca çok güldüm kendime.

Bu filmde dikkat edilesi üç muhteşem olay var:

  1. Will Smith‘in harika oyunculuğu, yalnızlık hissini ne kadar iyi verdiği,
  2. Hikayenin tutarlılık açısından ne kadar başarılı ve karmaşıklık açısından ne kadar şaşırtıcı olduğu,
  3. Yönetmenin “Oha!” dedirtecek zekası.

Her şeyi bilen ve klişe laflar kullanmayı çok seven bir sinema eleştirmeni gibi konuştuğumun farkındayım, ama özellikle son maddede o yönetmenin zekası klişesini kullanmadan düşüncelerimi anlatamayacaktım. Hayatımda ilk kez ışığın, kamera açılarının filmi ne kadar güzelleştirdiğinin tam anlamıyla farkına vardım. Daha önceki film tanıtımlarımda “Işık süper kullanılmış.” veya “Çekimler adeta büyüleyici açılarla yapılmış.” gibi salak cümleler kurmuşumdur kesin, ama bu sefer ciddiyim arkadaş.

12 Comments