"Enter"a basıp içeriğe geçin

Etiket: google

Birbirinden alakasız 7 paragraf

Bir

Bu kategori ismi aslında eskiden de vardı ama kategoriye, kategorize edemediğim yazıları koyuyordum. Sonra o kategorinin adı “Kategorisiz” oldu, öyle gitti. Şimdi bu yeni “Aklıma Ne Gelirse”yi, Twitter‘a gönderemeyeceğim kadar uzun ve fakat “Bundan bir yazı çıkmaz.” diyebileceğim kadar kısa olan düşüncelerimi bu kategorinin içerisine yazacağım. Hayırlı olsun. Kategorikategorikategorikategorikategori.

İki

Yavaş okuyor olmamı “hayatımdaki en büyük engeller” sıralamasına sokacak olsam, herhalde “doğru düzgün uyuyamamamın” ardından 2. sıraya yerleşir. Bir cümleyi defalarca okumak mı dersin, dalgın dalgın okuyor gibi yaptıktan sonra uyanıp hemen iki paragraf geriye gitmek mi dersin, okurken kitapla ilgili (hatta bazen ilgisiz) hayallere dalmak mı dersin… Hepsi tek paket altında birleşti bende. O yüzden bir sayfayı ortalama 2 buçuk dakikada falan bitiriyorum. Hızlı okuma kursu alan dostum Erkut Ergenç dakikada 700 kelime okuyabilmeye başladığını (ve %90’ın üstünde anlama oranına da ulaştığını) söylediğinde nasıl kıskandığımı o bile bilmiyor.

Üç

Az önce, susamlı olmayan çubuk kraker paketinin dibindeki tuzu susam sanıp kafama diktim. 5 saniye geçmeden tuzu torbaya geri boşalttım tabii. 2-3 dakikadır Japonum.

Dört

Küçükken, atasözlerini kesin olarak birilerinin söylediğinden emindim ve o gazla atasözü üretmeye çalışırdım. “Yapmazsan dövüş, yaparlar övüş.” diye bir ataözü icat etmiştim. Hatırladıkça utanırım. (Bu atasözünü bir tek babama, SEKA lojmanları yolunda arabayla giderken söylemiştim. Bunu da ne diye hatırlıyorsam artık…)

10 Comments

Amacından sapan SEO

Lütfen sesli olarak şu soruyu kendinize sorun ve yine kendinize karşı dürüst olarak yanıtlayın: Yazılarınızı yazarken düşündüğünüz şey arama motorları mı, ziyaretçileriniz mi?

İnternet sitelerinde arama motorlarını kandırarak daha fazla ziyaretçi çekmeye yönelik türlü hinlikler yapılıyor birkaç yıldır. Yalnız ziyaretçi çekmek için arama motorları kandırılmaya çalışılırken bazen öyle bir noktaya geliniyor ki, ziyaretçinin ne istediği önemsenmemeye başlanıyor ve birinci plana arama motorları oturuveriyor. Yani ortaya, ziyaretçi çekmek için yapılanların potansiyel ziyaretçilerle bir ilgisi olmaması gibi saçma bir durum çıkmış oluyor.

Üzülerek fark edilmesi gereken bir nokta da şu: Bunu yalnızca blog’lar yapıyor. Hayır, bunu yalnızca Türkçe blog’lar yapıyor! Birçok Türkçe blog’da youtube video indir gibi, hatırla sevgili dizi izle gibi, var mısın yok musun oyna gibi ifadeleri başlıklarda, etiketlerde, ne bileyim yazının içerisinde defalarca tekrarlanırken görebiliyoruz. Bu çeşit robotsu ifadelerin kullanıldığı yerler de sadece ve sadece arama motorları. Biz arama motorlarına “Abi ben Hatırla Sevgili dizisinin bölümlerini izlemek istiyorum, bana yol gösterir misin?” demiyoruz, mümkün olan en spesifik ifadeleri kullanarak, birazcık arama motorca konuşarak istediğimiz sonuçlara ulaşmak istiyoruz. Bu ilginçlikten faydalanmak isteyen SEO çakalları da haliyle arama motorlarının dikkat ettiği yerlere böyle ifadeler yerleştirerek arama motorlarını kandırmayı başarıyorlar.

Böyle bir blog kısa vadede ziyaretçi çekebilir, ama böyle bir blog’un asla ve asla kitlesi olmaz. Bir blog yazarı, takipçilerinin, müdavimlerinin, hatta tiryakilerinin olmasını istiyorsa blog’unu ziyaretçilere beğendirme telaşında olmalıdır, arama motorlarına değil. Google‘da üst sıralara çıkmak için bin bir takla atarken ziyaretçilerini unutan blog yazarının başarı beklemeye hakkı dahi olmamalıdır.

SEO gereksizdir demiyorum tabii. Kendi sınıfınızdaki blog’larla rekabet edebilmeniz ve/veya daha fazla ziyaretçi alıp kendinizi tanıtmak için blog’unuzu arama motorları için optimize etmeyi bilmek, o blog’u kendi sınıfının üst sıralarına taşıyabilmesi için en güçlü silahlarından biridir. Ama dozunu kaçırdığınız vakit ziyaretçilerinizi de kaçırırsınız. Ben de SEO‘dan faydalanan biriyim ama hiçbir zaman ilgimin veya bilgimin olmadığı konulardan bahsedip, onu çeşitli anahtar kelimelerle süsleyerek geçici bir ziyaretçi kitlesi oluşturmaya niyet etmedim. Yine de birçok SEO manyağından çok daha iyi istatistiklere sahibim.

17 Comments

Besleme (feed) olayı nedir?

Her yerde görmeye başladığınız bir olay var, küçüklü büyüklü acayip turuncu düğmeler. Tıkladığınızda tarayıcınız bir arayüzle sitenin sanki yazdırılmaya hazır şekli gibi bir arayüzde gösteriyor (Internet Explorer 6 gibi çağdışı bir tarayıcıda salak salak kodlar çıkıyor gerçi!). Ama yazdırma olayıyla bir alakası yok bu olayın. “Ne lan bunlar?” veya “Ne işe yarıyor peki bunlar?” şeklinde sorular soruyorsanız bu yazıyı okumanız gerekiyor, çünkü yazıda naçizane yorumlarımla beraber bu besleme (feed) olayını anlatmaya çalıştım.

En basit şekilde anlatmam gerekirse besleme olayı, destekleyen her siteyi tek bir arayüzle normalden çok daha kısa sürede, e-posta okur gibi okumanızı sağlar. Cidden bak, yeni içerik e-postanıza geliyor, siz de onları okuyorsunuz gibi bir şey.

Olay şu: Besleme kaynağı sunan sitelerin hepsini tek bir yerde (yazılım veya site, aşağılarda değineceğim) topluyorsunuz, sonra sitelerde yayımlanan güncel yazılara oradan kolayca ulaşabiliyorsunuz. Her site için yeni bir pencere/sekme açıp, yeni içerik var mı diye tek tek kontrol etmenize gerek kalmaz, zamanınız size kalır. Şu söyleyeceklerim çok iddialı gelebilir size: Sık sık girdiğiniz/girmeniz gereken sayfaların hepsindeki güncel içeriğe toplam 1 saatte bakıyorsanız, besleme kaynaklarını kullanmaya başladıktan sonra bu süre 5 dakikaya iniyor. 12 katlık bir fark var arada yani.

19 Comments

Facebook'ta kişisel bilgileriniz güvende mi?

Facebok

Cidden bak. Kötü niyetli kişilerin eline geçtiğinde feci bir silah haline dönüşebilir bu Facebook.

Öncelikle belirteyim, ben Facebook‘un sistemine hastayım. Yonja gibi, Myspace gibi, PerfSpot gibi bağlantı dahi vermeyeceğim iğrenç uygulamalardan farklı olarak insanların kendi isimleriyle ve kendi hayatlarıyla bulundukları bir arkadaşlık platformu. Dahası; bu platformda arkadaş aramıyorsunuz, arkadaşlarınızı buluyorsunuz. Yani yeni arkadaş avına çıkma derdiniz yok; yaptığınız şey, var olan arkadaşlarınızı bulup -benim düşünceme göre- arşivlemek. Bunun yararları da saymakla bitmez: Kişilerin doğum günlerini unutmanız mümkün değil çünkü anasayfada yaklaşan doğum günleri listeleniyor; Facebook‘tan mesajlaşarak küçük işlemlerle kimseyle iletişimi koparmamanız mümkün (Biraz kolaya kaçmak gibi oluyor tabii ama yüz yüze görüşmenizin mümkün olmadığı arkadaşlarınızla telefonla konuşmak yerine Facebook‘tan falan mesaj atmak e-posta atmak gibi, hatta e-posta atmaktan daha kolay gibi.); efendime söyleyeyim arkadaşlıkları koparmamak adına güzel bir uygulama sayılabilir… Faydaları saymakla biter ama çok yani. Sevmediğim kısımları da var gerçi Facebook‘un: Envai çeşit Facebook uygulaması ilk başladığımda çok eğlendiriyordu, ama sonra canımı sıkmaya başladı. Zombies‘miş, Rakı Sofrası‘ymış falan filan, çoğu uygulama saçma ama yine de eğlendiriyor. Özellikle Rakı Sofrası olayında millet birbirine sek rakı, dansöz falan gönderdiğinde hem eğlenceli oluyor hem de bir şekilde arkadaşlığın boyutu simgelenebiliyor. Ama birbirinin boynunu ısırmanın eğlencesini sorgulamaya başladığımdan beri Zombies‘ten ve Vampires‘tan kıl kapıyorum affedersiniz.

Neyse, benim gelmek istediğim konuya şimdi giriyorum: Bu adamlar gizlilik sözleşmelerine gerçekten uyuyorlar mı? Şu habere bakalım:

Facebook employees know what profiles you look at

“My friend got a call from her friend at Facebook, asking why she kept looking at his profile,” says a privacy-conscious source at a major tech company. Turns out Facebook employees can (and do) check out anyone’s profile. Not only that, but they also see which profiles a user has viewed — a major privacy violation.

Türkçe olarak özetleyeyim: Facebook çalışanları, sizin kimin profiline ne kadar sıklıkla baktığınızı falan görebiliyorlar. Ve bu, gizlilik sözleşmelerine aykırı bir durum. Çünkü sözleşmedeki bir cümlede deniyor ki:

Our network architecture and your privacy settings allow you to make informed choices about who has access to your information.

Yani kimin bizim bilgilerimize erişebileceğimize -sözde- biz karar verebiliyoruz. Peki kimin profiline baktığımız da kişisel bilgilerimizden sayılmaz mı ey Facebook?

Fark edilen bir başka şey daha var. Bu da klasik bir cümlelik lafı üzerine bolca yasal terim sıkarak bir paragraf haline getirme sayesinde cümlenin anlamını yitirtme olayı. Evet süper tanım yaptım tamam boşverin de olaya bakın: Kullanım şartlarında şöyle devasa bir paragraf var:

41 Comments