"Enter"a basıp içeriğe geçin

Etiket: hollywood

World’s Greatest Dad (2009)

[gom site=”youtube” id=”7aQ1Uu4xK28″]

Filmin fragmanı, film hakkında hiçbir şey anlatmıyor. Filmin posteri falan da klasik Hollywood filmlerinin hiç uğraşılmadan hazırlanmış posterlerine benziyor. Ama film o kadar kaliteli ki, şaşırıyorsunuz.

Bi’ kere film, komedi filmi değil. Bunu en baştan söylemeyi faydalı görüyorum çünkü ben bu filmi edinirken “Hah, Robin Williams abimin bir filmi daha çıkmış. Kesin acayip komiktir, izleyeyim.” diye ümitlenmiştim. Düşündüğüm gibi çerez komedi filmi çıkmasa da, şimdiye kadar izlediğim en iyi kara mizah filmlerinden biri oluşu sayesinde düş kırıklığına uğramadım ve hatta düşündüğüm gibi bir film olmayışına çok sevindim.

Filmde bol bol mesaj veriliyor ama iki tanesi çok önemli:

  • Bir yalan yaratarak binlerce insanın hayatını değiştirmek mümkün.
  • Yine de o yalan sayesinde değişenler de yalandan bir değişim yaşarlar.

Bir de tabii babanın bu yalandan nasıl prim yaptığını anlatmak var ama anlatırsam filmi izleyemezsiniz. Ama kesinlikle izlemelisiniz.

1 Yorum

I Am Legend (2007)


I Am Legend (2007)

Bu film hakkında çok karmaşık hisler besliyorum. Bu yazımda da bu hislerimi yazacağım. Eğer filmi izlemediyseniz yazıyı okumayın.

En başta hiçbir şey anlamamıştım. Film hakkında fikir sahibi olmaya çalışıyordum. Israrla filmin ne konusunu okudum, ne fragmanını gördüm, ne de başka bir bilgi aldım. Hatta filmin, bir roman uyarlaması olduğunu bile bilmiyordum. Neyse, filmi ilk birkaç dakika boyunca anlayamadım. Daha sonradan geyikler falan çıkmaya başlayınca, adamın rüya veya halisünasyon gördüğünü, sahnenin bir hayal dünyasında geçtiğini falan sandım. Zaten şehir de bomboştu (Sonradan bu şehrin New York olduğunu anladım. Şehrin New York olduğunu şıp diye anlayanlar dans ederek benimle dalga geçebilirler.) ve giderek otlarla falan kaplanıyordu, bu yüzden bu düşüncemi bir süre aklımda tuttum. Sonra olayı kavrayınca çok güldüm kendime.

Bu filmde dikkat edilesi üç muhteşem olay var:

  1. Will Smith‘in harika oyunculuğu, yalnızlık hissini ne kadar iyi verdiği,
  2. Hikayenin tutarlılık açısından ne kadar başarılı ve karmaşıklık açısından ne kadar şaşırtıcı olduğu,
  3. Yönetmenin “Oha!” dedirtecek zekası.

Her şeyi bilen ve klişe laflar kullanmayı çok seven bir sinema eleştirmeni gibi konuştuğumun farkındayım, ama özellikle son maddede o yönetmenin zekası klişesini kullanmadan düşüncelerimi anlatamayacaktım. Hayatımda ilk kez ışığın, kamera açılarının filmi ne kadar güzelleştirdiğinin tam anlamıyla farkına vardım. Daha önceki film tanıtımlarımda “Işık süper kullanılmış.” veya “Çekimler adeta büyüleyici açılarla yapılmış.” gibi salak cümleler kurmuşumdur kesin, ama bu sefer ciddiyim arkadaş.

Will Smith‘in oyunculuğunu zaten çok uzun zamandan beri dünya alem beğeniyor, ben de -çok affedersiniz- hastayım adamın oyunculuğuna (Biraz eşcinsel bir cümle oldu bu sanırım.). Bu filmde Will Smith, izlediğim diğer filmlerindekinden (Wild Wild West, MIB, efendime söyleyeyim I, Robot falan) farklı olarak maceracı ve komik bir adam rolüne bürünmemiş. Üç yıldır yalnız yaşayan, hafiften kafayı sıyırmaya başlamış bir askeri canlandırmış; o kadar iyi canlandırmış ki yüzünün her noktasında rolünün gerektirdiği duyguları yansıtmayı başarmış. Allah’ım gene klişe kullandım!

Yalnız filmin üç de boktan olayı var:

  1. Şu rüyada geçmişi anlatma olayı çok gıcık ediyor beni. Kitapta yer alıp almadığını bilmiyorum ama artık Hollywood filmlerinde adam gibi düşüncelerini bize anlatan, karakterin dış sesini istiyorum. Geçmişte yaşadıklarını günlük yazarak veya rüya görerek değil de, “Üç yıl önce böyle böyle oldu, çok fenaydı lan o günler.” diye anlatan karakterler istiyorum.
  2. Film zart diye bitiyor. Sanırım filmi izleyen herkes bu konuda hemfikir. Yani adam ölmeye yakınken filmin sonlara doğru yaklaşıp yaklaşmadığına baktım, “Lan böyle mi bitecek?” dedim. Dışımdan dedim. Valla.
  3. Filmde (ve kitapta) bir Hollywood klasiği olan “Bütün olaylar ABD‘de geçer ve Amerikan kahraman bütün dünyayı kurtarır.” konusu işlenmiş. Gerçi Dünyayı Kurtaran Adam » kahraman bir Türk » Yeşilçam filmi gibi I Am Legend » Amerikan » Hollywood filmi mantığı da yadırganmaması gereken bir olay ama aynı konuda otuz sekiz trilyon film yapılması, insanı ister istemez rahatsız ediyor biraz.

Her şeye rağmen film şahane. Sırf Will Smith‘in oyunculuğu için gidilesi bir film olmuş. İzleyin. İzleyin dedim.

12 Yorum

Idiocracy (2006)

Idiocracy

Muhtemelen ağlanacak halimize güldüğümüz film gibi bir şey bu. Ayrıca korkutmayayım ama izlediğiniz tüm komedi filmlerini tekrar gözden geçirtecek kadar ilginç yollarla güldürüyor.

Konudan önce filmin başında öne sürülen iddiayı anlatmak istiyorum:

…zeka seviyesi yüksek ve birey olmuş insanlar üreme konusunda belirli sıkıntılar yaşıyorlar. Biraz açacak olursak bu insanlar kariyer yapmak ya da modern dünyanın yarattığı psikolojik sorunlarından dolayı çoğalamıyorlar. Hep önlerine bir engel koyup ileri bir zamana atıyorlar. Diğer taraftan zeka seviyesi ortalamanın altında olan (idiot) aptal diyeceğimiz insanlar ise çocuk yapmaya devam ediyorlar. Film buradan bir sonuç çıkarıp gelecekte insanoğlunun zeka seviyesinin ortalamanın çok altında kalacağını ve dünyayı aptalların yöneteceğini savunuyor.

Kaynak: Murekkep.org

Filmin konusu da bu olayı fark eden çok zeki Amerikan ordusunun daha da zekice bir plan yapıp iki ortalama insanı -bir yıl sonra çözmek niyetiyle- dondurması, ama çok daha zekice bir şekilde bu iki insanı 500 yıl boyunca yerlerinde unutması sonucunda gelişen olaylar.

Bir de itiraf etmek istiyorum, Beavis & Butt-Head gibi embesil bir yapımın yaratıcılarından bu kadar zekice bir film beklemiyordum :). Filmi izlerken inanın içindeymiş gibi oluyorsunuz. Bir örnek vereyim; adam 2505’te uyandığı zaman kendini bir evde buluyor ve evde televizyon karşısında muhtemelen günün 15 saatini falan geçiren bir adam var. İzlediği programın teması testislerine çeşitli darbeler yemekte olan bir adam ve televizyon karşısındaki embesilimiz moron moron gülüyor her darbede. Biz de ona gülüyoruz ama sonra fark ediyoruz ki biz de bilgisayar, televizyon veya sinema perdesi karşısında aşağı yukarı onun yaptığını yapıyoruz :D. Bunun fark ettiğimde hemen gülmeyi kestim, ama sonra devam ettim gülmeye. Aptalım ben.

Bu ortalama iki insan dünyayı kurtarmak için kolları sıvıyor. Peki bir Hollywood filminde dünya yalnızca nereden oluşur? Dıyunay Tıdsteytso Fameerika, ya ne olacağıdı? Adam zamanda yolculuk yapamadığından dolayı zamanını dünyayı (USA) kurtarmak için uğraşıyor. Kurtaramıyor, ama biraz daha iyi bir yer yapıyor.

Mürekkep‘te dendiği gibi, komediden çok eleştirel komedi denebilecek bir film ve kesinlikle çok akıllıca yaratılmış bir film (USA = Dünya kısmı hariç). Luke Wilson denen adamı tanımıyorum ama bir yerlerden çıka… tamam, Legally Blonde filmlerinden hatırlıyormuşum. Maya Rudolph‘u ise hayatımda ilk kez görüyorum ama çok sevdim :). İzlemeniz gereken bir film, kendinizi zeki hissediyorsanız hayatta kaçırmayın.

2 Yorum

I Now Pronounce You Chuck and Larry (2007)

I Now Pronounce You Chuck and Larry

Homofobiklere müjde! Hastalığın tedavisi bulundu, kaçırmadan izleyin!

Filme başlamadan önce bu homoseksüellik ve homofobi olayına değinmek istiyorum efendim. Homofobinin yukarıda bağlantısını verdiğim, en iyi tanımını tekrarlayalım:

Cocuklugundan itibaren avci olarak yetistirilen erkegin genellikle agresif flort eden hemcinsi karsisinda beklenmeyen sekilde av durumuna dusmesinden kaynaklanan asiri tepkisel ruh hali. kadinlarda daha az rastlanmasi kadinlarin av kimligini sindirmis olmalarindan kaynaklanmaktadir.

Anlayacağınız, homofobik olmak sizin suçunuz değil. Ben de homofobiktim, ta ki bir homoseksüelle tanışana kadar. Olay basit: Anormal gözüküp normal olmayan neyle karşılaşırsanız karşılaşın, olay hakkında detaylarıyla bilgilendirmedikçe; kim olursa korkar, çekinir, gard alır. Homoseksüel insanların normal olduğunu kavramadıkça onlara tepki göstermeniz de aynı şekilde normal sayılabilir, ama kabul edilebilir bir şey değildir. Sonuçta onların yaptıkları yalnızca hemcinslerine ilgi duymak – ha evet, erkek eşcinsellerden nefret edip de bayan eşcinsellere ilgi bile duyanlar var ki onları alt paragrafa davet ediyorum.

Bir de şey var: homoseksüellere aşırı tepki veren ve hatta homofobik olmayanlara da homoseksüel gözüyle bakan homofobikler. Eğer onlardan biri burayı okuyorsa kötü haberi ben vereyim: Sen de homoseksüelsin. Homoseksüellik konusu açıldığı anda “Abi hepsi oğlancı hepsi ibne ya, siktir et hepsinin ağızlarına sıçayım orospu çocuklarının!” diye deliren birinin yaşayabileceği tek şey; yalnızca kendi eşcinsel dürtülerinden, eşcinsellikle ilgili ne varsa ona aşırı tepki gösterip karşı çıkmaktır.

Zamanında homofobik oluşuma tekrardan değinmek istiyorum: Dediğim gibi, geçen yıla mı ne kadar eşcinsellerle karşılaştığımda direkt olarak yolumu değiştirir, onlardan adeta korkardım. Ciddi ciddi onlarla konuşmaktan kaçınma amaçlı binbir türlü bahane bulur, onları anormal sanıp normal insanların yanına dönerdim. Sonra bir eşcinselle tanıştım. Nerede tanıştığımı, adını soyadını açık adresini falan beklemeyin, adamın onayını almadan vermem ki onayını istemek bile saçma olur. Neyse, önce tabii ki adamdan çekindim, ama tanıdıkça adamda anormal hiçbir şeyin olmadığını gördüm. Adam işte bildiğin adam, tek farkı kızlar yerine erkeklerden hoşlanıyor. Ben de sarışın kızları, kumral kızlardan daha çok seviyorum. Ne farkı var?

Filme dönelim. Film çok güzel arkadaşlar. Çoğu filmin eğlendirmediği kadar eğlendiriyor. Tipik bir Hollywood filmi, fark etmediğiniz yerlerden Amerikan bayrakları falan fışkırıyor her Hollywood filminde olduğu gibi ama güzel yani film. İzleyin, yarılın, eşcinsellere karşı görüşünüzü değiştirin, biraz daha yarılın. Zaten Adam Sandler ve Kevin James‘in bir arada olduğu bir filmde yarılmamak imkansızdır.

Filmde mesaj verilmesi olayı aşırıya kaçmış biraz gerçi. Olayı anlatarak kişilerin kendi mantığıyla bir mesaj oluşturması yerine direkt olarak otuz bin tane mesaj verilmesi komediyi biraz yamultmuş. Yine de güzel. İzleyin.

2 Yorum

Anger Management (2003)

Elime geçtiği yıldan beri (2005 veya 2004) kaç kere izlediğimi bile hatırlamadığım, süper bir komedi filmi bu efendim. Gerek Adam Sandler ve Jack Nicholson‘ın ve diğer oyuncuların harika oyunculukları olsun, gerek senaryonun harika düzeni, muhteşem esprileri olsun, çok eğlenceli bir Hollywood filmi olmuş derim.

Konu öfkelenmesi gerektiği zamanlarda sakin olmaya çalışıp da bir süre sonra biriktirdiği öfkesini aşırı tepki yoluyla dışa vuran bir adamın tedavi sürecini anlatıyor. Verebildiğim en uzun tanım bu, sebebini filmi izlediğinizde anlayacaksını :). Samimi söylüyorum, anıra anıra gülebileceğiniz bir film arıyorsanız ve 4 yıldır bu filmi es geçmişseniz, daha fazla aptallık etmeden gidin bulun bu filmi ve izleyin.

Not: Az daha unutuyordum, film bu kadar güzel gidip de sona gelindiğinde Kutu Kutu Pense oynanır gibi bir anda herkesin şarkı söylemeye başlaması, çekirdek paketinin son çekirdeğinin acı çıkması gibi oluyor.

3 Yorum