"Enter"a basıp içeriğe geçin

Etiket: hollywood

V for Vendetta (2005)

V for Vendetta (2005)

Voilà!

Velakin, dışarıdan göründüğüyle; feleğin virajları sayesinde vekâleten hem vâziri hem de vebali olmayanı oynamış naçizane bir vodvil eskisi. Bu vecih, kibir vehametinden bihaber vasfıyla veranın vecizelerine vekillik yapan, şimdilerde varisi olmayan, virane durumda bir vekil. Her şeye rağmen,
varlığını yitirmiş bu vahametin vahdetiyle vücudunda neşenin vuku bulduğu ve veznenin velveleleriyle beslenen, velfecirliğe tenezzül eden, vechleri doyurulamaz bir vahşet arzusuyla kaplı bu vegar dolu vazilerin şimdilerdeki vezirinin vefatını vadetmiş bir vekil.

Verilecek tek bir hüküm var, “Vendetta”. Beyhude bir vaaz değil, vicdan ve vakar adına verilmiş günün birinde vefi olanın ve vaziyeti görenin velisi olacak bir vaattir.

Velhasıl, bu önemsiz vira vecizeler buradaki vuslatımızın vadesini uzatır. Sözün özü, şunu ifade etmek isterim ki; sizinle tanışmak bir onur ve beni çağırabileceğiniz isim V.

Çoğu V for Vendetta tanıtımı veya eleştirisine “Remember, remember the 5th of November…” veya “Hatırla, 5 Kasım’ı hatırla…” diye başladıkları için ben başlayamadım, yapmacık olacağını düşündüm. Biraz daha düşünüp V‘nin kendisini tanıttığı sahnedeki monoloğu yazmak istedim.

Bu yazımda filmi tanıtmayacağım. Eğer film hakkında görüş almak isteyen olursa Ekşi Sözlük‘e bakabilirler. Benim fikrim de oranın çoğunluk fikriyle aynı zaten. Bu yazıda, günümüz Türkiye‘siyle filmdeki 2020 Londra‘sını karşılaştırmak istiyorum. Zor olacak, ama zorlama olmayacak – bazı Feto‘cular ve AKP‘liler çok zorlama olduğunu düşünecek gerçi.

Filmde dindar ve tutucu başbakan, ilk başlarda kendini tutarak, sakin bir politika izleyerek, daha sonra ise korkunç bir faşizme doğru yol alarak halkı öyle bir sindiriyor ki, gördüğünüz halk karşısında sinirleniyor, deliye dönüyorsunuz. Filmdeki bir sahnede V‘nin William Rookwood kılığında şef dedektif Finch‘in karşısındaki monoloğunun bir kısmını alıntılayayım:

(…)Bizim hikayemiz de her hikayede olduğu gibi gelecek vaadeden bir politikacıyla başlar. Oldukça dindar bir adamdır ve tutucu bir partinin üyesidir. Son derece basit görüşlüdür ve politik yöntemlere saygısı yoktur. Ne kadar güç kazanırsa fanatizmi de o kadar artar. Daha agresif ve daha acımasız biri olur(…)

Ekşi Sözlük‘ten aldım bunu da, ve orada söyleneni de tekrarlıyorum: Tanıdık geldi mi?

10 Comments

I Am Legend (2007)


I Am Legend (2007)

Bu film hakkında çok karmaşık hisler besliyorum. Bu yazımda da bu hislerimi yazacağım. Eğer filmi izlemediyseniz yazıyı okumayın.

En başta hiçbir şey anlamamıştım. Film hakkında fikir sahibi olmaya çalışıyordum. Israrla filmin ne konusunu okudum, ne fragmanını gördüm, ne de başka bir bilgi aldım. Hatta filmin, bir roman uyarlaması olduğunu bile bilmiyordum. Neyse, filmi ilk birkaç dakika boyunca anlayamadım. Daha sonradan geyikler falan çıkmaya başlayınca, adamın rüya veya halisünasyon gördüğünü, sahnenin bir hayal dünyasında geçtiğini falan sandım. Zaten şehir de bomboştu (Sonradan bu şehrin New York olduğunu anladım. Şehrin New York olduğunu şıp diye anlayanlar dans ederek benimle dalga geçebilirler.) ve giderek otlarla falan kaplanıyordu, bu yüzden bu düşüncemi bir süre aklımda tuttum. Sonra olayı kavrayınca çok güldüm kendime.

Bu filmde dikkat edilesi üç muhteşem olay var:

  1. Will Smith‘in harika oyunculuğu, yalnızlık hissini ne kadar iyi verdiği,
  2. Hikayenin tutarlılık açısından ne kadar başarılı ve karmaşıklık açısından ne kadar şaşırtıcı olduğu,
  3. Yönetmenin “Oha!” dedirtecek zekası.

Her şeyi bilen ve klişe laflar kullanmayı çok seven bir sinema eleştirmeni gibi konuştuğumun farkındayım, ama özellikle son maddede o yönetmenin zekası klişesini kullanmadan düşüncelerimi anlatamayacaktım. Hayatımda ilk kez ışığın, kamera açılarının filmi ne kadar güzelleştirdiğinin tam anlamıyla farkına vardım. Daha önceki film tanıtımlarımda “Işık süper kullanılmış.” veya “Çekimler adeta büyüleyici açılarla yapılmış.” gibi salak cümleler kurmuşumdur kesin, ama bu sefer ciddiyim arkadaş.

12 Comments