"Enter"a basıp içeriğe geçin

Etiket: jason bateman

The Change-Up (2011)

Başroldeki iki karakterin zihinlerinin yer değiştirdiği bir başka filme daha hoş geldiniz…

Açık konuşayım: Eğer filmin konusunun “birbirlerinin hayatını çok kıskandıkları için sihirli bir güç tarafından zihinleri yer değiştiren iki kişinin maceraları” olduğunu bilseydim, filmi izlemeye tenezzül bile etmezdim. Ama konuyu bilmiyordum; başroldeki oyunculardan Jason Bateman‘ı severek takip ettiğim için konusuna bakmadan filmi edindim. İlk 15 dakikada konuyu anlayınca da hemen kapatmak istedim ama niyeyse Jason Bateman‘a ve az-çok tanıdığım kadronun geri kalanına güvenerek devam ettim. Güvenimi boşa çıkarmadılar; yine de -eğlenceli olsa da- “izlemesem de olurmuş” kategorisine koyabileceğim bir film.

Konuyu zaten söyledim. Film başında zihinleri yer değiştiren esas adamlarımız, birbirlerinin hayatlarına adapte olmaya çalışıyorlar. Sonra adapte oluyorlar. Sonra büyüyü geri almayı başarıyorlar. Sonra mutlu son. Bu kadar.

Bu filmin bana tek katkısı, Olivia Wilde isimli aşık olunası bir kadını tanımış olmaktır. Hollywood oyuncuları arasında gözleri o kadar güzel, yüz hatları o kadar şeker olan birine daha rastlamadım.

Neyse… Filmi izlemek için çaba harcamayın derim ama rast gelirseniz izleyebilirsiniz. Birazcık güldürüyor işte.

Yorum Bırak

Juno (2007)

Bu filme niye komedi demişler anlayamadım. Komik olan tarafları da var ama aslında duygusal kişiliklerin gözlerini dolduracak potansiyelde. Valla bak.

Anlatılan hikaye şöyle: Genç bir kız, erkek arkadaşından hamile kalıyor ve diğer hamile kalan çoğu genç kızlardan farklı olarak (ki zaten kızda hafif sinir bozan bir marjinallik var ama acayip hoş bir kız olduğu için önemsememeyi seçiyorsunuz) kürtaj yaptırmak yerine çocuğu olmayan bir aileye vermeyi tercih ediyor.

Bu filmdeki oyuncuların çoğunu tanıdım, acayip hoşuma gitti :). Her tanıdık yüzle karşılaştığımda yüzümde güller açtı adeta.

Ama hikaye acıklı be. Kafa karıştırıcı bir şey. Bende öyle bir etki bıraktı yani. Aslında bunda, komedi beklerken dram izlemenin verdiği dumurun da etkisi var ama yine de sıradan bir film değil, onu bilesiniz :).

Kız (Ellen Page), üç paragraf üstte bahsettiğim gibi, çok şirin bir kız. Filmdeki rolünde söylediği gibi 16 yaşında da değil. Film çekildiği vakit 20, şimdi ise 22 yaşında. Bu durumda kaçlı oluyor? Hayır, 1987 doğumlu.

Çocuk ise (Bu arada genç erkekler olarak bize neden “çocuk” dendiğini anlamam. Popüler kültürün kafasına s…) önceden tanıdığım (Arrested Development ve Superbad) ve pek komik bulduğum Michael Cera. Posterde yer almasına rağmen filmde çok fazla görünmüyor.

Diğer oyuncular arasında yine Arrested Development‘tan tanıdığım Jason Bateman ve birçok yerden tanınan ama benim 13 Going on 30 ve Catch Me If You Can filmlerinden tanıdığım Jennifer Garner var. Bu ikili filmi izleyenler arasında fikir çatışmaları yaratabilir zira film ilerledikçe çiftin ikisine de sempati duyabiliyorsunuz. Ben Jennifer Garner‘ın karakterini haklı buldum.

Neyse, bu film de böyle bir film işte. İyi bir yazı olmadı, içime sinmedi.

2 Yorum

Hancock (2008)

Dikkat: Yazı boyunca filme gitmemiş insanlara pek önem vermedim, o yüzden -çok acayip ayrıntılar vermiş olmasam da- yazıyı okumak istemeyebilirsiniz. Yine de filmi baştan sona bilseniz bile gitmeniz gereken bir film, onu baştan diyeyim. Ben tekrar izlemek isterim mesela.

Superman bir kolunu (yukarı ve) ileri doğru yumruk yapar da öyle uçar, Batman yarasa şekilli pelerinini açar da öyle süzülür, Iron Man iki kolunu yanlarına yapıştırır da öyle fişek misali gider… Hancock hiç kasmıyor abi. Yok elimi nereye koyayım, yok bacağımı şöyle tutayım… Uğraşmıyor, nasılsa her şekilde uçuyor ya, ona yetiyor. Süper.

Kimseyi takmayan ama kötülükle babalar gibi savaşan, yine de savaşma şekliyle (mesela birkaç suçluyu durduracak diye şehirde milyonlarca dolarlık hasar meydana getirdiği için) halk tarafından pek sevilmeyen bir süper kahraman bu Hancock (Will Smith). Daha sonra Ray Embray (Jason Bateman) diye bir adamla tanışıyor da Ray bunu biraz adam etmek istiyor. Sonrası zaten manyak gibi gülmekle geçiyor.

Filmde özellikle beğendiğim birkaç unsur vardı:

  1. Doğallık – “Gerçek hayatta süper kahraman olsa, böyle olurdu arkadaş.” diyesi geliyor insanın. Muhtemelen böyle de olmazdı ama yine de bu da yeterince gerçekçi. Kasmadan uçmalar, zekice planlanmayan dövüşler falan… Bir de görüntü olarak da gerçekçiydi film. İnanılmaz özel efektler vardı mesela. Veya ne bileyim, sabit bir kamera yoktu pek; çoğunlukla el kamerasıyla çekilmiş gibiydi sahneler.
  2. Charlize Teron – Ehehe, öyle valla. Yalnız ilginçtir, filmin belki yarısına kadar tanıyamadım Charlize Theron‘u. Tanıdıktan sonra ayrı bir zevkle izledim filmi.
  3. Will Smith – Ehehe, bu unsur kolayca yanlış anlaşılabilir :). Adamda öyle bir karizma var ki, hayran bırakıyor arkadaş. Birçok okurum, erkek veya kız fark etmez, benimle bu konuda hemfikirdir. Oyunculuğunu da ayrı seviyorum, ilk maddeye sokabileceğim bir doğallığı var. Yani çoğu zenci aktör gibi abartılı komik rollere bürünmüyor. Komik rollere pek bürünmüyor zaten ama büründüğünde de Eddie Murphy gibi Mehmet Ali Erbilvari bir cıvıklığı yok. Öyle.
  4. “Özel yetenekleri olan adam” konsepti – Süper kahramanlar küçüklüğümden beri ilgimi çekmiştir. Superman olsun, Batman olsun, Spider-Man olsun, Hulk olsun, ne bileyim Hellboy falan olsun… Süper kahraman olmak zorunda da değil aslında, özel yeteneği olsun yeter. Yani The 4400 ve Heroes dizileri de beni Spider-Man kadar etkiler.

Yalnız itiraf edeyim, Charlize Theron‘un ön plana çıkmaya başladığı sahneden sonra (Artık o kadarını da söylemeyeyim.) film biraz b.ka sardı gibi oldu. Yani çok güzel başlayan bir film, çok kötü bitti. Hakikaten çok kötü bitti ama, öyle böyle değil. Sanki iki farklı senarist, filmin iki yarısını ayrı ayrı yazmış da ilki çok iyiyken ikinci adam batırmış, sıvamış gibi olmuş.

Her şeye rağmen izlenebilir, çok eğlenceli bir film. Yav, sırf adamın film boyunca uçuşunu, yere inişini falan izleyin, süper. Ay hala kafamda adamın uçuşunu canlandırıyorum, hala manyak gibi gülesim geliyor.

14 Yorum