"Enter"a basıp içeriğe geçin

Etiket: the-40-year-old-virgin

Superbad (2007)

Superbad (2007)

Şimdi şöyle bir olay var: The 40 Year Old Virgin‘in yazarı Judd Apatow, Knocked Up‘ı da yazmıştı. İki filmde de Seth Rogen farkı rollerde oynamıştı. Bu sefer de Superbad‘de başka bir rolde oynayan Seth Rogen, aynı zamanda filmin iki yazarından biri. Bir de Knocked Up‘taki bir başka oyuncu olan Bill Hader, Seth Rogen‘ın rol arkadaşı.

Yalnız bu bahsettiğim iki kişi, posterde gördüğünüz iki çocuk değil. Filmin yardımcı rollerindeki iki polis. Bu iki çocuğun şişman olanı Seth karakterini Jonah Hill canlandırıyor. Jonah Hill de Seth Rogen gibi üç filmde de oynadı, ama diğer iki filmde ufak figüran rolleri vardı sadece. Sağdaki muhteşem insan Michael Cera‘yı da (Evan) Arrested Development dizisinden tanıyoruz – zaten muhteşemliği de hem dizideki, hem de filmdeki doğallığına rağmen yarıcılığından dolayı geliyor. Adam rol yapmıyor gibi lan!

Bir de bahsetmek istediğim iki karakter daha var: Martha MacIsaac ve Emma Stone. Martha MacIsaac kadar şirin, tatlı bir bayan oyuncu daha görmedim fakat kızın 1984 doğumlu olduğunu duyunca çok şaşırdım. Emma Stone ise soyadını tam anlamıyla yaşıyor: Kız daş gibi, daş. Bu han’fendinin Martha MacIsaac‘ten daha büyük gözükmesine rağmen ondan 4 yaş küçük, bendense sadece 19 gün büyük olması ise beni daha büyük bir hayrete düşürdü.

Karakterleri tanıdık (Ne gerek vardı ki?), filme gelelim: Film, aşırı bağlantılı olduğu diğer iki film olan The 40 Year Old Virgin ve Knocked Up kadar başarılı, onlar kadar komik. Öyle ki, 5-10 dakikadır düşünmeme rağmen üç film arasında bir sıralama yapamadım.

(Ara not: Yazının bundan sonraki kısmı yüzünden filme gitmenize gerek kalmayabilir. Filmi, önceden bildiklerinizle seyretmek istiyorsanız yazının geri kalanını okumamanızı tavsiye ederim.)

Filmin konusu, filme biraz önyargıyla yaklaşmanıza sebep olabilir: Lise bitmeden sevişme ihtiyacı yüzünden taklalar atan gençler. American Pie‘ın ilk filminin de konusu bu olduğu için sadece filmin konusunu duyan “Amaaan, American Pie kopyası bu, ne gerek var?” diyebilir. Veya bu tarz filmleri komik bulmayan kişiler filmi izlemek istemeyebilir. Ama inanın filmin büyük bölümünde cinselliğin esamesi okunmuyor. Okunduğunda da fena okunuyor gerçi ama olsun. Şöyle bir örnek vereyim mesela: Şişmanın çük çizme hastalığı sahneleri ve bir markette baktıkları pornografik derginin kapağındaki üstü çıplak kız haricinde cinsel organ gözükmüyor. Ha, konuşuluyor mu, konuşuluyor tabii.

Gelelim benim konuşmayı en çok sevdiğim ama hakkında konuşmayı en az becerebildiğim bölüme: senaryo. Efendim, filmin konusunu anlattım ama senaryo, filmin konusunun Lise bitmeden sevişme ihtiyacı bölümünden ziyade atılan taklalar üzerine kurulu. Bahsettiğim taklalar da genellikle bu lise bitmeden sevişme amacından uzak taklalar ama dolaylı yoldan bu amaca hizmet ediyorlar. Örnek vermem gerekirse, filmin büyük kısmı, hatta neredeyse tamamı, bu iki çocuğun, o iki kızın kendilerinden istedikleri içkileri almaya çalışmalarının maceralarıyla geçiyor. Tabii amaç belli: kızları sarhoş edip yatağa atmak. Bunu, şişmanın bir cümlesi daha iyi açıklıyor:

Kızlar bazen “Öf ya, dün gece o kadar sarhoştum ki, o adamla sevişmemeliydim!” der ya; işte biz o hata olabiliriz!

Bunu çok güzel bir olaymış gibi söylediğinde daha komik oluyor tabii.

Filmde üçüncü bir adam daha var: Fogell (Christopher Mintz-Plasse). Son zamanlarda gördüğüm en komik çocuk. Benden altı-yedi ay küçük (20 Haziran 1989) olmasına rağmen ortaokul çocuklarına daha çok benziyor. Bu adamın da Michael Cera kadar doğal bir oyunculuğu var, çok güldürüyor. Biraz ifadesiz bir yüzü ve rol yapamaz gibi görünen bir yapısı olmasına karşın filmin en iyi oyuncularından biri. Şişmandan daha iyi oynuyor en azından. Şişmanı sevmedim ben.

Seth Rogen ve Bill Hader‘a döneyim. Adamlar filmin bir yerinde iki salak polis olarak giriyorlar ve filmin geri kalanında hikayeyi ikiye bölüyorlar: Bir sahnede şişman ve arkadaşı acayip acayip maceralar yaşarken diğer sahnede bu iki polis ve Fogell çok daha acayip maceralar yaşıyorlar. Bu cümlemden de anlıyoruz ki yazı uzadıkça benim anlatımım boka sarıyor.

Fazla uzatmayayım: Bulun, izleyin. Hatta The 40 Year Old Virgin‘le Knocked Up‘ı da izlemediyseniz onları da bulun, izleyin.

Bu arada ilk paragrafı niye ilk paragraf yapmışım ki lan?

6 Yorum

Evan Almighty (2007)

İlk filmde çok daha fazla gülmüştüm, ama bu film de en çok güldüğüm filmler arasında rahatlıkla ilk 10’a girer. Yeminle.

Serinin ilk filmi Bruce Almighty ve The 40 Year Old Virgin‘den tanıdığımız Steve Carell‘ı bu sefer Hz. Nuh olarak görmek pek şaşırtıyor. Özellikle oyunculuk adına çok iyi eleştiriler alan Steve C

Ehehe, şaka yapıyorum. İkinci paragrafa böyle Sinema dergisi incelemesi gibi başlayayım dedim ama tutamadım kendimi, patladım. Neyse.

Efendim Steve Carell‘ı izleyen bilir, harika bir mimik yönetimi var adamda. İlk film olan Bruce Almighty‘nin en hatırlanası sahnesinde fazlasıyla gördük bu yeteneğini ve sözler hiçbir anlam içermemiş olsa da anıra anıra öldük gülmekten. Hatta şimdi yeniden izledim ve bilgisayar karşısında 32 dişimi çıkartarak anırıyorum şu satırları yazarken bebeğim. Neyse.

Ne diyordum? Film, evet. Öncelikle film 200 milyon dolara mal olmuş, ki hatırlatırım War of the Worlds filmi 180 milyon dolara mal edilmişti. Filmde Tanrı, ki ben ona Allah da derim, Bruce Banner‘dan sonra Evan Baxter‘a bir iş veriyor. Görevi, yaklaşan sele (tufana veya) karşı bir gemi yapması. Bunu yaparken tamamen eski usül kullanmasını istiyor Allah, ve ailesiyle birlikte yapıyor falan, gerisini anlatırsam filmin zevki kaçacak. O değil de sel bölümünün bazı sahnelerinde efekt kullanmamışlar, gerçek su kullanmışlar. Kıl oldum abi.

Spoiler içerikli bölüm:

En beğendiklerime geçmeden önce gördüğüm, yapılan göndermelere değinmezsem olmaz:

  • İncil’in Genesis şeyinin 6. şeyinin 14. şeyine zaten açıkça değiniliyor.
  • Emlakçının adı Eve Adams. Bilmeyenler için: Eve, bizim Havva; Adam ise bizim Adem oluyor.
  • Bir sahnede Evan arabayla evine giderken caddedeki bir sinemada oynayan filmin adı The 40 Year Old Virgin Mary. O bölümde sandalyede düşebilirdim.
  • Başka hatırlamıyorum. Hafızam da sözde kuvvetlidir hani.

En beğendiklerime geçeyim madem:

  • Bittabi Steve Carell. Hatta Gilmore Girls‘ün Lorelai Gilmore‘u Lauren Graham kişisi. Çok tatlı bir kadın ve çok iyi bir oyuncu. Valla lan.
  • Allah’ın Evan‘a bir gemi inşa etmesini emrederken, yardımcı olsun diye verdiği Building an Ark for Dummies kitabı.
  • Üstte bahsettiğim sinemada oynayan filmin adı.
  • Evan‘a yeni giysisi bahşedildikten sonra giysisiyle, uzun sakallarıla ve uzun saçlarıyla ailesiyle akşam yemeği yerken büyük oğlunun “I hope this isn’t our last supper.” demesi, diğer iki çocuğun ve benim yarılmamız.
  • Bir sahnede arabada arkasını görüp de yoktan var olan koyunları görünce “Şiiiiii…” diye başlayıp, T harfini beklerken P harfi ile bitirmesi (hala anlamayan canım okurlarım için: Sheep).
  • Allah rolünde oynayan Morgan Freeman‘ın, mutlu sona doğru Evan‘ın hep yaptığı dansını yapması.
  • Hatta hemen ardından bir tablet daha indirmesi, tabletin üstünde “I now issue a new commandment: Thou shalt do the dance.” yazması.

Sonuç olarak Jim Carrey‘yi gözlerim fırıl fırıl arasa da (Gerçekten, filmin bir yerinde çıkar da bizi sevindirir sanmıştım.) çok beğendiğim bir film oldu. Puan vermemek için zor tutuyorum kendimi valla.

Yorum Bırak