"Enter"a basıp içeriğe geçin

Etiket: yemek

Favori kahvaltım

Optimizasyon manyağıyım ya, illa kahvaltımı da optimize etmeliyim dedim. Şimdilik doğru yoldayım zira fena halde lezzetli ve inanılmaz besleyici bir kahvaltı rutini oluşturdum.

Sabah kalkıyorum. (Bazen sabah kalkamayabiliyorum ama olsun.) Alarmı kapattıktan sonra mutfağa gidip buzdolabından kefiri çıkartıyorum, bir bardak içiyorum. Sonra bir tane yeşil elma alıp, yıkayıp yiyorum. Üzerine bir de muz yiyorum. Sonra bilgisayara geçiyorum.

Haberler, e-postalar, Facebook falan derken saat 11’e yaklaşıyor. Kalkıyorum, tekrar mutfağa gidiyorum. Krep zamanı.

Su ısıtıcıyı açıyorum, su ısınmaya başlarken geniş kabımı alıyorum. Buzdolabından iki yumurta ve sütü, lavabonun altındaki dolaptan da unu çıkartıyorum. Kaba önce yumurtaları kırıyorum ki kabuk düşerse hemen fark edeyim ve alayım, atayım. Üzerine bir bardak un, bir bardak da sütü boca ediyorum. “Bardak” dediğim, fotoğrafta da gördüğünüz 250 mililitrelik kupa. (Elbette kahveyi koymadan önce bardağı şöyle bir yıkıyorum, heheh.)

Tık. Su kaynadı. Daha ufak bir cam kaba, tezgâhta duran yulaf ezmesinden yarım bardak boşaltıyorum, üzerine de bir bardak kaynar su koyup mikrodalga fırına atıyorum. (Düz yulaf ezmesi de olur ama ben geçen gün kuru meyvelisinden aldım, krepte çığır açtı.) Mikrodalgayı açıp en yüksek ayarda 1 dakika kadar bekletiyorum ve çıkartıyorum. Elim yana yana suyunu süzüyorum, yulaf ezmesini de geniş kaba atıyorum.

Çırpıcıyı alıp, yumurta-un-süt-yulaf ezmesi karışımını hızlı hızlı çırpmaya başlıyorum. 30 saniye civarı çırptıktan sonra topak mopak kalmıyor, tavaya dökülmeye hazır hale geliyor.

Bu karışımdan iki tane orta kalınlıkta krep çıkıyor. Tavaya biraz bitkisel margarin koyup (Bir not düşeyim: Eskiden tereyağı kullanıyordum ama bitkisel margarin daha ekonomik gelmeye başladı. Eski sevgilim margarinlerin çok zararlı olduğunu söylerdi, ona inat yapıyor da olabilirim, heheh.) margarin eriyip çıtırdamaya başladıktan sonra karışımın yarısını tavaya döküyorum, kapağı kapatıp bilgisayar başına geri dönüyorum. İki-üç dakikada bir kontrole dönüyorum (Hayır, şimdiye kadar hiç yakmadım.) ve karışım tamamen katılaşmışsa ters çevirip, kapağı tekrar kapatıp, bilgisayar başına dönüyorum. Özellikle denk getirmiyorum ama krepler olurken hep köşe yazısı okuduğumu fark ettim.

İki tarafta da kahverengi nefis lekeler oluşunca, içinin yumuşaklığı da gidince, hazır olan ilk krebi tabağa koyup karışımın kalanını tavaya boşaltıyorum ve ilk krepteki süreci tekrar ediyorum. İkinci krebi tabağa koymadan önce, ilkinin üstüne bal ekliyorum. Sonra da, fotoğraftaki gibi bölüyorum. (Bazen de pizza dilimi gibi sekize bölüyorum.)

Dediğim gibi, kesinlikle çok lezzetli ve son derece besleyici bir kahvaltı oluyor. Öyle ki, 11 civarında bunu yediğimde öğle yemeğine de ihtiyaç kalmıyor, akşam 7-8’e kadar acıkmıyorum. Ayrıca “her gün yesem sıkılmam” kontenjanına girmeyi de başardı.

Ben bu kahvaltıyı herkese tavsiye ederim, ama önerilere de açığım. Var mı önerileriniz?

4 Yorum

Abur cubur yemekten nasıl kurtulurum?

Yazıya attığım başlık, gerçekten cevaplamanızı istediğim bir soru. Öyle 20 milyon kişinin takip ettiği bir insan olmadığım için, gelecek olan tek-tük cevapları kolaylıkla hazmedebileceğime güvenerek soruyorum.

Bundan 3-4 yıl öncesine baksam, her gün cips yiyip, buzlu çay içiyordum. Hayatımı arşivlediğim dönemde, çok net hatırlıyorum, “Bakkala gidip 1 litrelik şeftalili Ice Tea aldım.” maddesi neredeyse her günün özetinde geçiyordu. Ne iyi etmişim de ölmemişim. (Gerçi o da ayrı mesele: Şimdi abur-cuburun sağlığımıza olan olumsuz etkisinin abartıldığını yazacağım ama Canan Karatay’ın evime adam yollamasından korkuyorum.)

Neyse, günümüze geleyim: Artık öyle ufak abur-cuburlarla ilgilenmiyorum. Onun yerine her Allah’ın günü dışarıdan yemek yiyorum.

Yediğim yemekler, bana sorarsanız, birçok yerde yenen yemeklerden daha sağlıklı olduğu gibi, evde yapılan yemeklere de (sağlıklı oluşu bakımından) o kadar uzak değil. Hani, ayıptır söylemesi, 1 buçuk liraya satılan döner-ayranlardan yemiyorum; Amerikan usulü “ev yapımı” hamburgerlerden yiyorum. Belki, o da belki, kullanılan yemeklik yağın daha ucuz oluşunun bir etkisi vardır ama onun haricinde evde yapılan yemeklerden farkını çözemedim. (Fast food sektörüyle ilgili belgeseller Amerika’daki fast food zincirlerini anlattığı için, o belgeselleri lütfen önermeyin. Türkiye’de işler sandığınızdan daha iyi kontrol ediliyor ve üretiminden pişirilmesine kadar Türkiye’deki fast food zincirleri, Amerika’dakilere bin basıyor.)

Neyse… Dışarıdan yemek istemeyişimin sebebi, yediklerimin sağlıklı olduklarından şüphelenmem değil. (O da var, ama öncelikli endişe kaynağım değil.) Aslen, pahalı ve zahmetli olduğu için dışarıdan yemekten vazgeçmek istemiyorum. Ama eve çıktığımdan beri fark ettiğim ve beni şoke eden bir şey varsa, o da evde yapılan yemeklerin de o kadar ucuz olmaması. İki-üç çeşit yemek barındıran tek kişilik bir menü hazırlamaya kalksan, cebinden her halükârda 10 lira çıkıveriyor. (Sırf makarnayla yetinirsem başka tabii. Bugün öyle yaptım, masrafım 3 lirayı geçmedi.) Ayrıca yemek yapmak zor olmasa da, uzun iş. Yıka, soy, doğra, erit, kaynat, kavur, bekle, bekle, bekle, tabağa koy, ye… Bulaşığı saymıyorum bile. Bu ne ya? Sen kimsin ya?

Başlık olarak attığım soruyu açayım: Evde yemek yapıp yemek istiyorum, ama uygun fiyata yemek istiyorum ve yemek hazırlama süreci beni uğraştırmasın istiyorum. Bu konuda tavsiyelerinize muhtacım. Bana yardımcı olabilir misiniz?

(O değil de, şu parantez bağımlılığından ne zaman kurtulacağım?)

3 Yorum