"Enter"a basıp içeriğe geçin

E-linç

LinçDaha 21 yaşımda böyle ağır bir ihanet örneği göreceğimi hiç düşünmezdim. Durun, daha genciz ya!

Önce olayı anlatayım: Yakın zamanda bir yazı (hemen sonrasında bir yazı daha) okudunuz, PuCCa karakteri, o karakterin yazarı ve o yazarın o karakteri kullanarak yazdığı hakkında. Karakteri ve kitabı herkes biliyordu ama yazarı, internette bulunabilir olmasına karşın, çok çok az kişi biliyordu. İçtenliği konusunda kimseyi inandıramadığım (artık inandırmaya çalışmaktan da usandığım) kitap tebrik yazısında bu yazarın adını ve resmini de kullandım. (İsmi internetteki bir blog dizininden, resmini de yazarın arkadaşlarından bir-iki tanesi vasıtasıyla Facebook’tan aldım.) Yazı yayına girdikten yaklaşık 3-4 dakika sonra, FriendFeed isimli pek bilinmeyen bir sosyal ağda bu durum tartışılmaya başlandı. Sonrasında ise tartışma, PuCCa karakterinin fanatikleri tarafından bir lince dönüştü. Gerçek hayattaki bir linçte, linç edilen kişiyi savunanlar da linç edilir; bu sanal linç hareketinde de beni destekleyenler genelden değil de, özelden hareket etmeyi tercih etti ve herkese açık bölümde linç hareketi hız kesmeden devam ederken özel olarak gönderilen mesajlardan da (FriendFeed’de direkt iletiler, Facebook’ta özel mesajlar, telefonlar, MSN, Gtalk vs.) destek görmeye devam ettim.

Aynı akşam, dernek yönetim kurulundan arkadaşlarla da konuştum. Yaptığım hareketi desteklediklerini ve desteklemediklerini söyleyenler oldu ama aldığımız karar, olayı ve olay sonucunda FriendFeed’de oluşan olumsuz algıyı derneğe sirayet ettirmemek amacıyla birlik halinde bir-iki hafta sessiz kalmak idi. Yine de, nasıl olduysa, ertesi gün bu karardan 180 derece dönüldü ve dernek başkan vekilinden “Yönetim kurulunun diğer üyeleri olarak senin istifanı istiyoruz, yoksa biz istifa edeceğiz.” şeklinde bir haber aldım. (Sonradan diğer YK üyeleriyle konuştuğumda bunun doğru olmadığını, dernek başkan vekilinin bazı YK üyelerinin yerine konuştuğunu halbuki en az 1 üyenin benim istifa etmemi istemediğini öğrendim.) Bir anlamda, yaptığım bireysel (ve doğruluğu-yanlışlığı her şekilde tartışılır) hareket derneğe sirayet etmişti – üstelik bazı dernek yönetim kurulu üyeleri tarafından. FriendFeed’deki birkaç kişinin özellikle derneği hedef gösteren kötü niyetli mesajları FriendFeed’de pek tutmamıştı ama anlaşılan başkan vekili onları tutmuş.

Olay hala sıcakken, ayın 27’sini 28’ine bağlayan gece (dernek genel başkan yardımcısı istifa mesajını yayınladıktan sonra) oluşan bu olumsuz algıyı en azından kaynağı bakımından yok etmek ve derneğe olan etkisini kırmak için, PuCCa karakterinin yazarına içten bir özür mesajı yolladım. Yazının başından beri “PuCCa karakterinin yazarı” tanımlamasını yapıyorum ya, hah, bu tanımlamayı da özrü kabul ettiğini ve üzgün olduğunu belirten yanıt e-postasında gördüm. PuCCa’nın bir karakter olduğunu, kendisinin gizli kalışının sebebinin bir reklam kampanyası olduğunu kısaca anlattı.

Az önce yönetim kurulunun iki üyesinin daha istifa ettiğini açıklamasıyla da görüyoruz ki, bir reklam kampanyası uğruna (ama görünürdeki genel kanının tartışılmaz etkisiyle) yeni yönetim kurulu dağılmış oldu. Koltuk kaygısından falan değil, şahsi meselemin dernek meselesi haline gelmemesi için beklemeyi tercih etmişken işin içine kişisel kaygılar girince, istifa mesajlarının ardından maalesef dernek de kesin olarak olayın içine katılmış oldu. Beklemeyi bilselerdi olay “Barış’ın olayı” diye anılacaktı ama artık derneğin olayı olarak bilinecek.

Peki benim tepkim nedir? Şudur: İstifa mesajları falan kişisel çıkar kaygılı olduğu bariz, dramatik çıkışlardır ve zaten bir resmiyeti de yoktur. Bu arkadaşların yaptığı hatanın ardından olay dernek meselesi haline geldiği için de, benim olayın daha fazla yatışmasını bekleme gibi bir lüksüm yoktur. Ben de dahil olmak üzere derneğin yeni yönetim kurulu dağılacaktır. (Koltuk sevdası temalı giydirmeler yapan kötü niyetli arkadaşlara da yanıtım bu olsun.) Bu kadar büyütülmesine karşın aslında ufak bir olayın yüzünden dernek yönetimini dağıtmıyoruz tabii; sebep, oluşturulan yönetim kuruluna seçilen insanların uygunsuzluğu ve uyumsuzluğudur.

Kötü adam seçmek çok kolaydır. Günah keçisi bulmak çok uğraş gerektirmez. Bir kimsenin hatalı olduğunu bağıra-çağıra söylerseniz, hata mı değil mi diye bakmadan ortamdaki sinerjiye ayak uyduran birçok kar tanesi bulursunuz ve o kar taneleri kısa sürede bir çığ yaratabilir. Üstelik bir noktadan sonra olayın hiçbir önemi kalmaz, amaç olaydan daha büyük hale gelir ve düşene tekme atmak o noktadaki tek seçenektir. Ayrıca -yukarıda da bahsettiğim gibi- ortak kanıya karşı çıkanların da linç edilebileceği bir ortamda kimse çıkıp da yalnız gözüken günah keçisini savunmaya kalkmaz ve mantıklı olan da budur. Hatta öyledir ki, o kesimin sessiz kalması bile rahatsız edici hale gelir. Linç edilenin kim olduğunun bile önemi kalmaz. Bana da bu oldu.

Benim içim rahat çünkü bu olayın baş aktörlerinin neler yaptığını, reklam kampanyasını kimlerin düzenlediğini, bu reklam kampanyasının gazına gelenlerin nasıl kulis yaptığını falan… hepsini biliyorum. Linç edilmek de benim için pek önemli değil çünkü insanların bir noktadan sonra mecburen sinerjiye uyup tepki göstermesi gerektiğini biliyorum, gördüm. 2 yıldır blog yazarlığını tanıtma (Yalnızca sosyal ağlar olarak düşünmeyin.) veya insanları buluşturma (ki her zaman küçümsendi bu) çabalarımın bir anda görmezden gelinmeye başlanması da -üzer ama- yıkmaz beni. Benim tek istediğim, doğruluğu-yanlışlığı göreceli bir eylemimin derneği etkilememesiydi. (Bu olay için 4 gündür Twitter’ı, FriendFeed’i bırakın, Beyn’e bile bir şey yazmıyordum ki olay yatışsın. Bu çaba da boşa gitti.) Bekleseydik olay benim üstüme kalacaktı ve ben buna dayanabilirdim ama artık maalesef bu olayda oluşan olumsuzluk benim kadar derneğin üstüne de yapışmış oldu.

Keşke kişisel çıkarları uğruna derneğin çıkarlarını göz ardı edecek, büyük dostluklarımızın ardından bana demediğini bırakmayan iki insanla çalışmamamız gerekirdi. Bu olayla henüz iyi bir lider olamadığımı, başkanı olduğum yönetim kurulunu idare edemediğimi itiraf etmekten gocunmam. Allah’a şükür ne özür dilemekten korkarım, ne hatalı olduğumu itiraf etmekten çekinirim ne de gerektiği durumda çekilmekten kaçınırım. Özrümü diledim, hatamı itiraf ettim ve dernek başkanlığından da çekiliyorum. İsteyenler hakaretlerine devam edebilirler; benim bu aralar yapacağım şeyler finallerime hazırlanmak ve yeni ortaya çıkan sağlık sorunlarımla ilgilenmek olacak.

Bloga e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 1.830 aboneye katılın

23 Yorum

  1. beynamaz
    beynamaz 30 Mayıs 2010

    İyi hoş da neden yazıyı ve resmi sildin. Madem geri vites yapacaktında ne diye gaza bastın?
    Geri vites beyn. Beynin geri geri gideceğine, her daim ileri gitmesi dileğiyle. Madem yazdın. silmeyecektin. Sileceğin yazılarıda yazmaman dileğiyle.

  2. Barış Ünver
    Barış Ünver 30 Mayıs 2010

    Bu yazıya yazılan yorumlarda niyetini göstermemeye dikkat ederler dedim ama… 🙂 Üstünde durmak istediğim konulardan birine çok güzel bir örnek teşkil ettiğin için teşekkür ederim @beynamaz. Sorduğun sorunun yanıtı, yazının içinde saklı zaten.

  3. Onur Şendere
    Onur Şendere 30 Mayıs 2010

    Genel anlamda birçok konuda sana katılmasam da bu konuda özellikle de Pucca’nın bir reklam karakteri olduğunu öğrenmemle sana hak veriyorum. O kadar eleştiriye iyi göğüs germiş görünüyorsun. O yorumları yazanlar hakka küfredenlerin başına böyle bir şey gelse eminim dağılırlardı. Yine de yazıyı silmemeliydin.

  4. Barış Ünver
    Barış Ünver 30 Mayıs 2010

    Aslında “PuCCa sana dava açabilir bilmiyor musun o… ç…” tarzı yorumlar en eğlencelisiydi ama o gerginlikte eğlenmeye fırsat bulamadım; kişisel yoğunluğum sebebiyle de onlarla uğraşamazdım zaten.

    Sildiğim iki yazıyı da, bu yazıda da belirttiğim gibi, içtenliğimdeki ısrarı göstermek için geri getirmedim (yoksa yedeklerde duruyor). Tekrar yayına soksam nefret mesajları gelmeye devam eder çünkü tebriğin içtenliğine bırakalım linççileri, PuCCa’yı bile inandıramadım.

    Bir de düzeltme yapayım: PuCCa bir reklam karakteri demek istemedim ama reklam kampanyası tamamen PuCCa’yı oluşturan yazarın gizliliği üzerine kuruluymuş. Bir diğer deyişle PuCCa, yazarının oluşturduğu ve yazarın gerçek hayatıyla ilgisi olmayan bir karaktermiş.

  5. ahmet b.
    ahmet b. 01 Haziran 2010

    kendine göre haklı olduğun taraflar olabilir hatta genel olarak tamamen haklı da olabilirsin ama benim şahsi fikrim yazıyı yayınlamadan önce iletişime geçip kendisine bilgi vermen yönünde. Belki sana yayınlamaman konusunda mantıklı ve ikna edici birşeyler söyleyebilirdi…

  6. Utku Şen
    Utku Şen 02 Haziran 2010

    herkes ne ara pucca’nın avukatı oldu anlam veremiyorum. o blogun savunulacak ne tarafı var. magazin dergileri gibi tamamen cinsellik üzerinden gelir elde ediyor (tabi esas vurgunu kitapla yapacak) millet de bunun avukatlığına soyunmuş. noluyor yani size. eğer çok gizli kalmak istiyorsa bloxoo’ya yazmasaymış ismini. onu bulup yazınca Barış mı suçlu oluyor. şu istifa meselesi tamamen saçmalık zaten. bu sebepten dolayı barış’ın istifasını isteyen adamda iki gram akıl yokmuş gerçekten

  7. gamze görkem
    gamze görkem 03 Haziran 2010

    pucca’yı sadece okuduğumdan tanıyorum.neye benzedıgını de cok merak edıyorum.resım gorsem tabıkı bakarım.bu kıtap hadısesı cıktıgından berı de eskııs gıbı yazmadıgının farkındayım.hatta bı yazıısna sen degılsın sankı gıbı tepkıler gelınce,3 gun sonra öncekı yazılarına benzer bısey yazdı yenıden.
    bazı bloggerlar var,mukemmele yakın hayat profılı cızen,kalbı tertemız,kotuluk barındırmayan,aılesı duzgun,erkek arkadasıyla olayını asla anlatmayan,neredeyse aseksuel oldugunu dusundurecek bloggerlar,baktılar kı pucca ııce populer oldu,yerın dıbıne batırırken onu sımdı kıtabının reklamını yapıyorlar.cok degıl daha gecen yaz hakkında atıp tutan ”ayy pucca mı ben ondan nefret edıyorummmm,cok varoş,cok yerel”dıyen kadınlar yapıyor en cok bunu.Neymiş pucca cesurmus,neymiş pucca bir çığır açmış.
    evet bır cıgır actı.yuksek bel lastıklı camasır lekelı pıjamayala ekmek almaya gıttgını yazdı.o kadar dusnup dusunup allahın sıgıllısıyle yattıgını yazdı.parfumu bıttgınde fabuloso kulalndıgını yazdı hem de hıc utanmadan.hem de tam baska bloggerların kusursuz hayatlarını paylaştıgı anlarda.parfum koleksıyonlarını halka arz ederken.
    ve okuyucu coklugundan da anlasıldıgı gıbı,ınsanlar pucca’yı samimi buldugu ıcın sevıyorlar onu.gercek buldugu ıcın sevıyor.
    denıyor kı cınsellık yazıyor,abı ne yazdı,siğille yattıgını yazdı,erıkle hangı muhabbetıne sahıt olduk?bırkac fantazısınden baska neyını okuduk?sız erkeklerın aranızda yaptıgınız,kadınlarla yasadıgınız seylerı 3.4.5. kısılere anlatmanızdan daha mı kotu bısey yaptı pucca?ilk cinsellik yaşının 20 oldugu bır ulkede,ergenlıgıne tan gazetesıyle gıren bır neslın oldugu bır ulkede kalkmıs kızın bırı puccayı yazmıs,cok mu olmuş?
    ayrıca da bu ulkeye sımarık ayse arman-lıse talebesı ayse ozyılmazelı alt edecek bırılerı gerekıyor.
    dılerım pucca olur.yazar yazar ve yazar.ötesi beni ilgilendirmez.
    ben onun avukatı degılım,hıc bıseyı degılım,bı ınsanı savunmaya yol acan sey ıcındekı vıcdandır.baska bısey degıl.

  8. burak
    burak 03 Haziran 2010

    Barışş bu Pucca’ yı yere serersinn sen sana güveniyorumm :)) Şaka bi yana insanlar çok cahillerr ve anlamıyolarr. Anlamadan bilmeden bir tarafı tutuyolarr.. Sana saygımız sonsuz Barış çok iyi bir iş yaptın..

  9. erhan
    erhan 05 Haziran 2010

    başarılarının devamını dilerim

  10. mujaheed
    mujaheed 16 Haziran 2010

    Bazı insanları anlamak gerçekten çok zor. İnsanların ukala dilli bir hatunun eski sevgilisinden öç almak için sayıkladığı manik depresif yazıları bu kadar hareretle savunmaları ilginç.
    Alayı yalaka, yavşak, kişiliksiz insanlar. Tiksiniyorum artık FF’den. Yaptığın hareketi destekliyorum, sonuna kadar da yanınızdayım. Reklam karakteri olduğu kısmı gerçek mi? Gerçekse neyin reklamını yapıyorlar/yapacaklar?

  11. Nilgün
    Nilgün 19 Haziran 2010

    Madem o kadar kendinden eminsin, her şeyi göze alıp yayınlayacaktın. Elinde belgenle, fotoyla, samimi olmadığı açıklayarak. Şimdi lap bir günde fotolar, yazılar, sonra siliyorsun. Bana da bu lafının arkasında durmamak gibi geliyor.Ondan sonra millet diyor ki ”Vayy işte kız kimliğini açıklamak istemedi, ama bu herif açıklıyor. İşte çekemiyorlar bu kızı.” Ben merak ediyorum bu işi. Birgün biri silmeden, göğsünü gere gere açıklasa da doğrusunu, bizlerde mutlu olsak.

  12. Barış Ünver
    Barış Ünver 19 Haziran 2010

    Zaten niyetim iyi olduğu için kaldırdım yazıyı Nilgün. Gerçi insanlar birisini kötü niyetli belledi mi, o birisinin dediklerine bile bakmadan istediklerini konuşabiliyorlar. Dolayısıyla ben artık insanlara derdimi anlatmaya çalışmıyorum. Beni kötü niyetli bilen de kötü niyetli bilmeye devam etsin, ardından ağlayacağım bir durum değil.

  13. Nilgün
    Nilgün 20 Haziran 2010

    🙂 Anlıyorum da. Sen, Pınar’ı tanıyorsun ve biz sadece okuyoruz. Çevrede yok Atatürk’e hakaret ettiğinden tut da, insanların arkasından iş çevirdiğine kadar, bir sürü yazı var Ben bu yazıları link olarak attım, yayınlamadı. Müstesna Eva yı bilir misin? Onun bloğunda bu kızla ilgili yazı var. Ben de merak ediyorum. Çünkü şu var: bu kitap durduk yere niye çıktı? Hayır, işkilleniyorsun. Bu kızın kendini yansıtmaları, güzel ama kendine güvenmeyen, iyi kalpli, tecavüze uğramış, zavallı kız modeli. Kimseye yüklenmek istemem ama artık biri kaldırmadan yakalasam şu yazıları. 🙂
    Peki, ne diyelim. Kitabını övenlere de hayret ediyorum zaten. Tamam, edebiliği bir kenara bırak da, tanımadığın kızı ”aaayy yazık ya.” diye savunmak niyeyse. Neyse, tşkler cevapladığın için.

  14. Barış Ünver
    Barış Ünver 22 Haziran 2010

    Millete anlatamadığım şeylerden biri de bu zaten 🙂 PuCCa karakteri, kızın gerçek hayatını yansıtmadığını kendisi de söylüyor. Neyse, bu durumun da pek bir önemi kalmadı (benim nezdimde veya kızın nezdinde). Kitabın içeriğini beğenmesem de bir kitap çıkarmış olmasını takdir etmeme rağmen (niyeyse) hala, ısrarla kötü niyetli damgası yediğim için de pek ilgim kalmadı bu konuya. Ne dersem diyeyim, bağnaz yapılı insanların kafalarındaki imge değişmeyecek.

  15. Nur
    Nur 05 Temmuz 2010

    Pucca’nin gunluguyle ilk karsilastigimda bir kac yazisini komik ve eglenceli bulmustum. eskilerini karistirip yeni yazdiklarini takip ettigimdeyse vakit kaybi olduguna karar verdim: tahmin edilebilir bir icerik (dis gorunusu sehirli, kafasi kasabali bir tipik Turk kadinciginin kocaa kocaaa sayiklamasi), tahmin edilebilir taktikler (ergen espirileri ve iliskilere bakis noktasinda kotu bir Sex & the City taklidi) ve cok sorunlu bir kadin portresi. Bu sonuncusu beni en cok rahatsiz eden sey oldu, cunku mutsuz tatminsiz ve sikintili bir kadinin yasantisinin bu kadar ilgi cekmesinde bu kadar hayran yapmasinda iki seyi farkettim: 1) bu bloga gosterilen ilgi, gozetlemeye ne kadar merakli bir toplum oldugumuzu gosteriyor. Turk gencliginin icinde uyuyan bir ev kadini varmis meger. 2) hastalikli mutsuz bir kadinin sayiklamalari, basarili ne istedigini bilen bir kadin portresinden daha fazla ilgi goruyor, hem kadin hem de erkekler arasinda. ataerkil toplumun sadistligine cok uygun bir durum aslinda.

    Blogda yazilanlarin cogunun gerceklik payi tasimadigini kitap yayinlanmadan once farketmistim. Yazdiklari cok absurd cok siradisi oldugundan degil, simdi burda izah etmenin vakit kaybi olacagi bir dizi mantik ve zamanlama hatasi yuzunden (filmlerde bu gibi durumlara plot hole denir, malum). Yazdiklarinin gerceklik payi tasiyip tasimamasi da cok onemli degil aslinda. Neyi nasil anlattigi yazarin tasarrufundadir. Blogun kitaplastirilmasi, daha en basindan hesaplanmis bile olabilir. Bence onemli olan bu kadar patolojik bir karakterin uyandirdigi merak uzerinden toplum sagligina iliskin soylenebilecekler. ve okumayla iliskimize dair, populer kulture dair vs vs.

  16. fundy
    fundy 11 Ağustos 2010

    blogger ozgurlugu denen sey yazarlık ozgurlugunden bile daha genis. isteyen istedigi konuda gercek ya da fiction bloglayabilir, isteyen okur takip eder istemeyen okumaz. eger blogger gercek ismini ve resmini yayinlamiyorsa oradan buradan elde edip bunu kullanmak etik degil. Puccaa’nin blogunu konu uslup vs olarak begenmeyenler okumaz, kız nobele aday oldugunu soylemiyor zaten.Ama gizli kalma ozgurlugu baskasi tarafindan habersizce sabote ediliyorsa o sahsin aman da linc ediliyorum diye aglanmaya hakki yoktur cunku bu tepkiyi ( fiziksel olmadigi surece) hak etmistir.

  17. Barış Ünver
    Barış Ünver 11 Ağustos 2010

    Bu yazıdan anladığın, benim linç edildim diye ağladığımsa söyleyecek bir şeyim yok; yazıyı tamamen yanlış anlamışsın çünkü. Benim burada üzüldüğüm şey, kişisel çıkarları uğruna iki (aslında altı) arkadaşımın beni açıkça “satması” idi. Yoksa yazıda da belirttiğim gibi, olayın lince dönüşmesi anlık gelişen bir reklam kampanyasından ibaret.

    Sen bu reklam kampanyasını ve hatta PuCCa “karakterini” gerçek sanıyorsan, orasını bilemem.

  18. fundy
    fundy 11 Ağustos 2010

    önemli olan pucca’nın gerçekliği değil , yazanlar – kendisi – tepkisi hiçbir şey gerçek olmak zorunda değil. Bu kişi 2008’den beri blogluyor , kitabı ise daha yeni çıktı. En başından beri kimliğini gizliyor, kitap kampanyası ya da buna ‘reklam’ diyorsan öyle olsun , bu gizlilik üzerine kurulmuş ki son derece doğal bir şey, buna saygı duymak gerekir. Puccaa’nın gerçek kimliği budur diye , iyiniyet kısvesi altında tebriklemek etik değil. İyiniyet kötü niyet kendini 100 km öteden belli eder , daha bu yaşta böyle bir ihanet göreceğim aklıma gelmezdi demişsin ya , kötüyü iyiyle soslayıp insanların önüne koyduğunda sos eriyip gittiğinde altından çıkana tepki verilmesine şaşırma bunu da ihanet algılama derim.

    • Barış Ünver
      Barış Ünver 11 Ağustos 2010

      İyi niyet-kötü niyet konusu çoook tartışıldı ve benim tebriğim, içtenliğine rağmen iyi niyetli kabul edilmedi. Ben iyi niyetli olduğumun bilincindeyim ve tanımadığım insanların (senden bahsetmiyorum, olay sırasında bana “iyi niyetli” küfürler edenlerden bahsediyorum) beni kötü niyetli olarak görmesi falan pek ilgilendirmiyor beni. Beni tanıyan, benim niyetimi rahatlıkla görebiliyor. (Bu arada yazıdaki bir bölümü bir başka bölümle karıştırmışsın sanırım; ihanetten bahsettiğim bölüm, derneğin başkan vekili ve başkan yardımcısının iki günde taraf değiştirip derneğin başına geçme umuduyla taraf değiştirip bana tavır almalarını anlattığım bölümdü.)

      Etik konusuna gelirsek… “Etik” kelimesi, içi çoktan boşaltılmış bir kavram ve artık herhangi bir insan onaylamadığı herhangi bir davranışı etik açısından değerlendirmeye kalkışabiliyor. Yine de o kelimeyi kullanarak ben sana bir soru sorayım: Bir insanın, kimliğinin gizli olması güvencesiyle istediği kişiye hakaret edebilmesi, sataşabilmesi etik midir? (Sildiğim yazılardan ikincisinde bu konunun üstünde durmuş, gizliliğin bir silah olarak kullanılması durumunda o gizliliğin nasıl bir hak olarak değerlendirilebileceğini sormuştum.) Bu sorumu yanıtlarsan sevinirim.

  19. fundy
    fundy 11 Ağustos 2010

    hiç bir isim kullanmıyor, kimseyi hedef göstermiyor takma isimle kendince birilerine ama kim olduğu belli olmayan birilerine sataşıp iç döküyor rahatlıyor. Ben ortaya laf söylerim alınan üstüne alınır rahatlığı var. etik dışı bir şey görmüyorum. ama isim verse yada çok belirli ipuçlarıyla oku hedefe gönderse durum değişir. Burada bence önemli olan, hedefteki kişi, ki bugun cemsanci kendisinin hedef oldugu iddiasıyla twitterda yaptı yapacağını, bir şekilde olaya müdahil olabilir. ama olaylarla ve konularla ilgisi olmayan 3. şahıslar deşifre yaparsa bu etik olmaz diyorum.

    • Barış Ünver
      Barış Ünver 11 Ağustos 2010

      Twitter hesabını takip etmiyorum ama FriendFeed’de arkadaşlarımın beğenileri veya yorumlarıyla “ana feed’imde” PuCCa’nın gerçek isimlere hakarete varan birçok cümlesine rastladım. Sen benim deşifre edişimi etik bulmuyorsun, ben de bunu etik bulmuyorum. Bununla beraber ben senin, benim onu deşifre edişimi etik bulmayışını etik bulmazken; sen de benim, onun gizliliğini silah olarak kullanarak ona buna saldırmasını etik bulmayışımı etik bulmayabilirsin :). Sözün özü; etik kavramının etiğinden kimse bahsetmediği için hepimiz etik hakkında istediğimizi konuşabiliriz ama “etik” kelimesini çıkardığımız anda söylediklerimiz, öznel fikirlerimizden öteye gitmeyecektir.

  20. fundy
    fundy 11 Ağustos 2010

    ahlaki ilkeler kişiden kişiye değişmeye başladığında zaten o değerler yozlaşıyor kelimeler anlamını yitiriyor ama gerçekte değişen içerik değil sadece kişisel yorumlardır diyor ve konuyu kapatıyorum. blog için de seni tebrik ediyorum.

    • Barış Ünver
      Barış Ünver 11 Ağustos 2010

      Aynen katılıyorum. Teşekkür ederim :).

Bu yazı yorumlara kapalı.