"Enter"a basıp içeriğe geçin

Barış Ünver Yazılar

Çok ilginç

Dün sabah 6’ya kadar Half Life 2 oynadıktan sonra (nefret ediyorum kendimden), bakalım neler olacak diye yatılabilecek en rahatsız bir konumda yatmaya karar verdim. Şöyle ki; kanepeyi açmadım, kolluk kısmına (kolumuzu koyduğumuz yer işte, ne deniyor oraya bilmiyorum) koydum kafamı ve o şekilde uyudum. Sabah kalktığımda o iki gün önceki küçücük mutlu sızı bile yoktu sırtımda! Hiç ama hiç ağrımadı sırtım. Bu ne lan?

1 Yorum

Acı yok!

Acının varlığını reddetmenin acıyı yok ettiğini biliyor muydunuz? Bugüne kadar ben de bilmiyordum.

Olay şöyle gelişti: Dışarı çıktım, karşıdan karşıya geçtim, oradan kaldırıma çıkarken ayağım kaydı ve önce dizimin altında bir yerleri fena halde yaraladım, sonra da ezilme tehlikesi geçirdim :) Allah’tan arabayı süren adam yavaş sürüyordu da durabildi. Neyse, konumuz ezilme tehlikem değil. Dizimin altını yaraladıktan sonra aklıma geçen gün Doctus‘ta tartışılan Nihilizm geldi.

Nihilizm, var olan şeylerin aslında bizim onun varlığını kabul ettiğimiz için var olduğunu öne sürüyor. İlgimi çeken bir düşünce olduğundan üstünde kendimce az çok kafa yordum birkaç gün içinde. Dizim yaralandığında da elime geçen fırsatı değerlendirdim ve acının varlığını inkar ettim. Nihilizm‘e uyup uymadığını bilemem ama işe yaradı :). Acım önce hafifledi, sonrasında kendi kendime biraz konuştum acının yokluğu üzerine (Deliyim evet ne var?). Ve gerçekten de acı yok oldu! Çarptıktan sonra ilk 10 dakika acısı yüzünden yürüyemediğim yaranın verdiği acı, yok oldu! Tavsiye ediyorum, özellikle soyut kavramlarda çok işe yarıyor.

Ek (13 Ocak 2008, 20.23): Sanki nihilizmi biraz kıçından mı anlamışım ne?

1 Yorum

Ben ve Naz Elmas!

Bugün küçük kuzenim Onat‘ın doğum günü vardı Sapanca‘daki yazlıklarında. Gittim, mangal falan vardı iyi hoş güzel ama bomba olay şuydu: Naz Elmas (Haziran Gecesi‘ndeki Havin), sevgilisinin ailesinin yazlığına, yani teyzemlerin oturduğu yazlık konutlardan birine gelmişler. Naz Elmas da havuz başında sevilisiyle güneşleniyordu. Büyük heyecanla ve büyük saygısızlıkla (ehe) yanına gidip büyük bir hayranı olduğumu söyledim ve mümkünse bir fotoğraf çekmek istedim. Beni ilk başta magazinci mi sandı nedir, “Sen de çıkacak mısın?” dedi (yahut beni çok yakışıklı buldu) (ehm). Olumlu cevap alınca kabul etti de yanına gittim. İşte olay fotoğraf: Naz Elmas ile Barış Ünver!

Bu olaydan sonra haliyle herkese hayvan gibi hava attım (buraya uzun uzun, ballandıra ballandıra anlatmamdan da belli oluyor sanırım :D). Hehe, evet benim o. Evet.

191 Yorum

Yağmur ve zeki ben

Sabah az biraz yağmur yağıyordu, ben de iş görüşmesine (evet evet, iş görüşmesi; işe başlıyorum) (kurumsal firma bünyesinde freelance web tasarımı, hahahaharika) gideceğim; üzerime normal t-shirt ve pantolon geçirip gittim. Dönme vaktim geldiğinde dışarı bir baktım, bildiğin yukarıdan bidonla su döküyorlar sanki? Eve geldiğimde üzerimde giysilerimle banyo yapmış gibiydim. Şimdi ise tekrar banyoya giriyorum.

Yorum Bırak

İyi gün…

Çok ilginç ve komik bir şey oldu az önce. Çarşıdan eve döndüm, apartmanın merdivenlerinde bir komşuya rastladım. “İyi günler.” dedim, cevap şu: “İyi gün.” Hayır hayır, adam “İyi gün…” gibi düşünceli bir ifadede de değildi, yani “İyi bir gün nedir söylesene bana?” gibi demedi, sanki o da “İyi günler.” şeklinde cevap verecekti de -ler ekine gelmeden sesi kesildi :D

Yorum Bırak

Beynimizdeki lisan mekanizması şöyle mi ki:

Sadece bi fikir, varsayım: Dün Hitch‘i izlerken fark ettim, altyazıları kapattığımda ve filme kendimi verdiğimde, ve filmi (ilköğretimimi okuduğum ve bana İngilizcemi veren Atafen sayesinde) anladığımda, beynimde diyalogları çevirmediğimi, direk olarak algıladığımı fark ettim. Ondan sonra geçen gün yaptığım çeviriyi hatırladım, ve orada yazıyı okurken anlamama rağmen Türkçeye çevirirken zorlandığımı hatırladım. Bundan dolayı varsayıyorum ki; beyn’imiz dilleri ayırmıyor, eğer biz o dili öğrendiysek o da Türkçe gibi beyn’imize yerleşiyor ve biz de cozart diye anlıyoruz Mr. Brown‘un dediklerini. Aa ne güzel.

Yorum Bırak