"Enter"a basıp içeriğe geçin

Son derece başarısız bir aşk hikayesi (1)

Birazdan; 11 yazıdan oluşan, şimdiye kadar herhangi bir yere yazmış olduğum en uzun yazının ilk parçasını okuyacaksınız. Tek seferde yazmadım çünkü onu okumaya ben bile üşenirdim. Hem parça parça okumak daha heyecanlı olacaktır.

Hikaye yazar gibi yazmaya çalıştığımdan, alıştığımın dışında bir yazma biçimi kullandığımdan yazıları yadırgayabilirsiniz. Yine de, altı ay civarında süren ve bu upuzun yazının bitimine kadar yaşattığı etkilerini anlattığım bu olayın gerçekliğinden emin olabilirsiniz.

1. Bölüm: Başlangıç

2008 yılının mart ayında, gitmediğim ama kayıtlı olarak gözüktüğüm Ankara Üniversitesi’nin Atatürkçü Düşünce Topluluğu’na katılmıştım. Amacım, önceki yıl başlayan gündem-siyaset ilgimi destekleyecek bir ortama girmekti ama girişimim, maalesef bu amaca pek hizmet edemediği gibi, görülebilecek en başarısız aşk hikayelerinden birinin de başlangıcı oldu.

O gün topluluğa tek katılan ben değildim, iki kız daha katılmıştı. Kırmızı bluz giyen kızın adı Nermin’di. Bu ayrıntıyı neden hatırladığımı bilmiyorum; o gün Nermin’e neredeyse bakmamıştım bile. “O anlamda” bakmamıştım yani. O sonra oldu.

Nisan ayının ortasına kadar kafamda “Ne güzel kız, muhabbeti de güzel.” cümlesinden daha öte bir niyetle yaklaşmadım Nermin’e. Ama zaman ilerledikçe, Nermin’le her sohbet edişimizde ondan biraz daha hoşlanmaya başlamıştım. Bir süre sonra topluluktan ayrı olarak buluşmaya, metro olduğu halde Kızılay’a yürümeye başladık falan… Olaylar geliştikçe hissettiklerimi daha net tanımlayabilmeye başladım. O zamanlardaki sırdaşım ve en iyi arkadaşım olan Buket’le “bu kızı” konuşurken de, önceki tecrübelerimden faydalanarak kendimi dizginlemem gerektiğinin bilincindeydim.

Ama mayısın başındaki olay, deyim yerindeyse “dizginleri” kopardı.

Bu yazı dizisindeki tüm yazılar