"Enter"a basıp içeriğe geçin

Türkiye Blog Konferansı '07 tecrübem

Hemen anlatayım madde madde:

  • Gitmeden önce yemek yedim, yemekte saçımın ne kadar dağıldığını fark ettim ve berbere gidip saçımı şekle şemale sokmaya karar verdim.
  • Berbere gittim, adam saçıma resmen jöle sıçtı. “Abi n’olur daha fazla sürme.” dedikçe dayadı jöleyi, Memoli gibi oldum. Sonra bi’ de saç spreyi sıktı saçıma tam oldu.
  • Yıldız Teknik Üniversitesi‘ne vardığımda beni karşılayan kişi Doctus‘tan dostum Ersin (Static) oldu.
  • Oditoryuma gittik, konferans salonuna girdik.
  • Biz geldikten 15 dakika kadar sonra konferans başladı:
    • Açılış konuşmasını Microsoft Türkiye genel müdürü Çağlayan Arkan yaptı. Açılış konuşmasından ziyade uzunca bir reklamdı, blog’larla ilgili (kendi blog’unun reklamı dışında) hiçbir şey konuşmadı.
    • Sonrasında kürsüye Mert Ulaş çıktı, Türk Blog Yazarları‘nın yaratıcısı. Eğlenceli bir konuşma yaptı, özellikle Nike‘ın bir reklamında Beckham’ın kafasının üstüne kendi kafasını yapıştırması süperdi :D.
    • Hemen sonrasında Webrazzi, Blograzzi gibi ünlü oluşumların (sanırım) sahibi Arda Kutsal geldi. Adamda ne karizma varsa artık, ağzımız açık dinledik saloncak. Hakikaten çok iyi bir konuşmacıymış ama, sahneyi falan çok iyi kullandı.
    • Ve işte geldik konferansa gelmemdeki en büyük etmene: Eda Suner vardı efendim bu sefer stüdyoda. Stüdyoda diyorum çünkü yapılan şeyin bir panel olması gerekirken Eda Sultan seyirciye dönerek konuşma zahmetine bile girmeyip, muhatap olarak yalnızca panel moderatörünü aldı ve ağzından çıkan her kelime moderatöre karşıydı, bize değil. Kendisiyle övünüp durması bir yana, bir de Serap Ezgü programındaymış gibi kendisini eleştirenlere defalarca, art arda “Ay canları sağ olsun, ben onları öyle de seviyorum.” tarzı büyüklük bende kalsın beyanatlarıyla olayı hakikaten bir kadın programından farksız hale getirdi. Yanındaki Devletşah Özcan ise gayet başarılı hikayesini anlatıp beğenimizi topladı. Eda Suner olayı öyle saçma bir boyuta getirmiş olmasa çok güzel sorularım vardı, ama stüdyoda gerginlik yaşansın istemedim. Hakikaten öyle ama; çünkü bir de benim sorularıma car car cevap vermeye kalksaydı onunla beraber benim de itibar sıfırlanacaktı. Aslında düşünüyorum da, öyle soruları her ihtimalde sormak saçmalık olacaktı, zaten kendi kendisini rezil etti.
    • Sözde panel‘in ardından yarım saatlik bir ara verildi. Arada Mert Ulaş ile konuştum, sonra yerimize geri döndük Ersin‘le. Dışlanmış hissettim lan kendimi, herkes profesyonel profesyonel takılıyorken ben öyle çılgın gibi seke seke geziyorum falan :D.
    • Sonra Alemşah Öztürk ve Murat Buyurgan‘ın çok güzel iki tane konuşmasını izledik. Özellikle Alemşah Öztürk‘ün konuşması bana göre konferansın en önemli konuşmasıydı.
    • Hemen sonrasında A. Selim Tuncer‘in -biraz uzun olsa da- bir konuşmasını izledik.
    • En sona atlamak istiyorum: Tunç Kılınç, Özgür Alaz ve Cihan Kurt‘un katıldığı bir panel daha vardı. Selim Tuncer‘in konuşması biraz uzun sürdüğünden dolayı bu panel biraz (yarım saat kadar) gecikmeli olarak başladı ama konferansın en eğlenceli kısmıydı. Sebebi ise hiç görmediğim bir rahatlık içerisindeki Tunç Kılınç‘tı. Konuşmanın başında hafiften yadırgasam da, bilgi dağarcığının da kendi gibi geniş olduğunu görüp (ehe) üç kişinin paslaşmasıyla dolu paneli izledim. Hakikaten çok eğlenceliydi.
    • Ve bitti.
  • Evet bitti.

Evet.