"Enter"a basıp içeriğe geçin

Viyana izlenimlerim

Bu yazıya 03 Aralık 2008 tarihinde başladım, her gün birkaç madde daha ekledim ve böyle yayımlıyorum. Yani bir şeyi gördüğüm gün yazıyorum, o yüzden genel değil ayrıntılı bir izlenim yazısı olacak :).

Trafik: Trafik şahane. Ne sıkışıklık var, ne kaza. Sebebi de büyük ihtimalle yayalardan bisikletlere, tramvaylara kadar her aracın kurallara uyuyor olması. Öyle ki, daha ilk günden karşıya geçerken yaya geçidinin dışından geçmek, kırmızı yanarken bırakın geçmeyi, kaldırım yerine yolun kenarında durmak falan rahatsızlık vermeye başladı.

İnsanlar: Milletin parası var gibi, o kadarını kesin olarak bilemem ama neredeyse herkesin suratı asık. Kimse yolda önü haricinde bir yere bakmıyor, herkes nemrut ve hatta dün çok güzel bir örnek yaşadık: Bizim gruptan bir arkadaş, kaldırımda önünden geçen bir köpeği sevmeye kalkınca köpeğin sahibinden Almanca fırça yedi.

Evcil Hayvanlar: Bu arada burada çok fazla köpek ve çok fazla köpek sahibi var.

Hava: Hava ılıman gibi, ama soğuk. Böyle ilk çıktığında üşümüyorsun ama yürüdükçe üşüyorsun. Normalde tam tersi olması gerekmez mi? Yoksa ben ilginçlik bulmuş olayım diye mi abartıyorum? 🙂

Viyana‘dan döndükten sonraki ek: Yok abi, hava buz gibi. Yüzünü acıtıyor bazen, o derece. Ondan da fena hatta.

Su: Memba lan! Ankara‘dan Viyana‘ya geçince beyin şeyi yaşadım. Bildiğin içme suyu lan! Melih Gökçek‘i buraya göndereceksin, bir daha öyle ekran karşısında gerine gerine musluk suyu içemez valla. Ağlar adamcağız, ağlar.

Yemekler: Buranın şnitzelinden (ki Avusturya‘nın meşhur şnitzeli tavuk veya sığır şnitzelmiş, başka Avrupa ülkelerindeki gibi domuz değilmiş çok şükür) yedim. Beğenmedim. Ama ilginçtir, buradaki dönercilerin dönerleri inanılmaz güzel. İçine ayrı bir sos falan katıyorlar. Sos deyince aklıma geldi:

Mayonez: Mayonez yerine kullanılan başka bir tarz sosla biraz patates kızartması yedim, bayıldım. Bir de buranın peçeteleri çok büyük, ona da değinmiş olayım tek cümleyle.

Sokak Lambaları: Bir sokak lambası var, biz her gün tam altından geçerken her gün istisnasız söndü! Biz de ona “ırkçı lamba” ismini taktık. Hayır bi’ de biz altından geçtikten sonra geri yanıyor, iyice kıl ediyor!

Yaşama Maliyeti: Hayat ucuz gibi, ama parayı orada kazanıyorsan. Şöyle diyeyim, Viyana‘da 1000 avro maaşla çalışan birinin hayat standartları, Ankara‘da 1000 lira maaşla yaşayan birinden daha iyidir büyük ihtimalle. “Herhalde lan, burada 1 avro 2 lira.” diyeceksiniz ama 1 avroyla 1 liranın eşit olduğunu düşünün çünkü Ankara‘da ayda 1000 lira kazanan kişiyle Viyana‘da ayda 1000 avro kazanan kişiyi karşılaştırırken aynı işi yaptığını düşünün, öyle hesaplayın.

Evler: Almanca hocamın dediğini diyeceğim: Evler minicikmiş. Gerçi bizim kaldığımız ev -yurt/pansiyon tipi olduğu için- 10 yatak odalı falandı ama orada 4+1 evlere malikane gözüyle bakıyorlarmış. Çoğu ev 1+1 veya 2+1 falanmış.

Yaş Ortalaması: Millet yaşlı lan! Ankara‘da çık Kızılay‘a, rastladığın 10 kişiden 7’si falan gençtir, değil mi? Orada nereye bakarsan bak (elbette gece kulüpleri hariç) yaşlı var! Tamam, adil olayım, yaşlılar kadar orta yaşlı da var. Ama genç yok! Ha, diyeceksiniz ki “Kızılay‘da çok genç vardır çünkü Kızılay bir meydandır ve yaşlıların gezip tozmakla pek işi olmaz.” Viyana‘da bu olay da acayip; saçlarına ak düşmesine rağmen sırt çantasına koyduğu bir müzikçaların kulaklıklarını takıp ufak ufak ritim tutan bir adam gördüm.

Gece Hayatı: Güzeeeeeeeeeel… 🙂

————————-

Biraz kısa olduysa özür, benden bu kadar :).